Parçalanmış Bir Gücün Hikâyesi: Daraheni!Cumartesi günü Zikte SURKAP öncülüğünde İstanbul'da önemli bir buluşma gerçekleştirildi. Zikte ailesi mensuplarının bir araya geldiği program, sıradan bir hasret giderme toplantısından çok daha derin bir anlam taşıyordu. Çünkü o ortamda sadece insanlar buluşmadı; yıllardır konuşulamayan kırgınlıklar, bastırılmış sitemler, kaçırılmış fırsatlar ve geleceğe dair kaygılar da aynı masaya oturdu. Yapılan konuşmaların ortak noktası ise tek bir soruda düğümleniyordu: “Neden birlik olunamıyor?” Aslında bu soru sadece bir aileye ait değildir. Bu, bizim coğrafyamızın kaderine dönüşmüş büyük bir sorudur. Yeri gelir bir şehri küçültür, yeri gelir bir ilçeyi kendi içine hapseder, bazen de aynı toprağın çocuklarını birbirine yabancı hale getirir. Bir Gençli, diğer adıyla Darahenili olarak kendi coğrafyamın fotoğrafına baktığımda, ekranı karartan en büyük gölgenin dışarıdan değil, içeriden düştüğünü görüyorum. Çünkü Genç'in asıl problemi imkânsızlık değil, ortak akıl üretememektir. Biz yıllardır büyümek için değil, birbirimizin büyümemesini sağlamak için enerji harcadık. İlçeye dönünce bölgeler ayrıştı… Bölgelere girince köyler ayrıştı… Köylere inince aileler birbirine mesafe koydu… Sonunda ortaya güçlü bir toplum değil, birbirini tüketen küçük iktidar alanları çıktı. Oysa medeniyet dediğimiz şey, aynı toprağın çocuklarının birbirini ezmesi değil; birbirini tamamlamasıdır. Bizde ise çoğu zaman şu refleks hâkim oldu: “Ben kazanamıyorsam, o da kazanmasın…” İşte bir memleketi sessizce çürüten cümle tam olarak budur. Bugün dönüp geçmişe baktığımızda şunu çok net görüyoruz; Genç, insan kaynağı bakımından fakir bir ilçe değildi hiçbir zaman. İş insanları vardı, okumuş insanları vardı, bürokraside yetişmiş isimleri vardı, kalabalık bir nüfusu vardı… Ama ortak hedefe yürüyebilme iradesi yoktu. Çünkü biz liyakati konuşurken bile çoğu zaman adaleti değil, yakınlığı merkeze koyduk. “Ehliyet mi?” dedik… Ama iş dönüp dolaşıp bizim kapıya geldiğinde “bizim çocuk” refleksine teslim olduk. Halbuki bir memleketi ayağa kaldıran şey akrabalık değil; adalet duygusudur. İbn Haldun'un çok çarpıcı bir sözü vardır: “Bir toplumu ayakta tutan şey adalet, yıkan şey ise taassuptur.” Biz ise yıllarca aidiyetleri büyütüp ortak aklı küçülttük. Her seçim döneminde aynı manzarayı izledik. Onlarca isim ortaya çıktı. Herkes kendi bölgesini, kendi çevresini, kendi ailesini merkeze koyarak bir denklem kurmaya çalıştı. Kimse dönüp şu soruyu sormadı: “Bu memlekete kim gerçekten hizmet eder?” Daha kötüsü ise şuydu! Bir isim öne çıktığında onu desteklemek yerine önce nasıl aşağı çekileceği hesaplandı. Sonra da dönüp: “Neden Genç siyasette güçlü değil?” diye hayıflandık. Bir sohbette paylaşılan tespit hâlâ kulaklarımda çınlıyor: “Gençliler aday alamıyor. Çünkü herkes birbirinin önünü kesmeye çalışıyor. Parti merkezleri de bu tabloya bakıp ‘Bunlardan birini seçersek diğerleri küser' diyerek ilçeyi tamamen devre dışı bırakıyor.” Acı mı? Evet. Ama hakikatin en sert tarafı şudur: Dağınık toplumlar masada güçlü oturamaz. Birbirine güvenmeyen topluluklar, başkalarının karar verdiği kaderleri yaşamaya mahkûm olur. İşte bu yüzden Genç yıllardır bazen kıyısından geçtiği fırsatları tam anlamıyla yakalayamadı. Çünkü içeride birlik oluşmadan dışarıda güç olunmuyor. Şunu artık açık açık konuşmanın zamanı gelmiştir: Genç'in kaybetme sebebi rakiplerinin güçlü olması değil, kendi içinde ortak bir irade oluşturamamasıdır. İstanbul'daki toplantıda Halit Sanır dostumun verdiği örnek bu yüzden çok kıymetliydi. Kiğılılar ve Adaklılılar, belki her zaman siyasetin merkezinde olmadılar ama özellikle İstanbul'da ciddi bir dayanışma kültürü oluşturdular. Belediye meclislerinde, bürokraside, ticarette ve sosyal hayatta birbirlerine omuz vererek büyüdüler. Kapıları tek tek çalmak yerine birlikte yürüdüler. Çünkü onlar şunu fark etti: Bir insanın gücü sınırlıdır ama bir topluluğun iradesi, kader değiştirebilir. Ne yazık ki Genç'te uzun yıllardır eksik olan şey tam da budur. İş insanlarımız var ama kopuk… Kalabalık nüfusumuz var ama ortak hedef yok… Siyasi potansiyelimiz var ama ortak refleks yok… Hal böyle olunca siyasette gücü olmayanın bürokraside de ağırlığı olmuyor. Ve açık konuşalım… Genç bir gün gerçekten birlik olursa, sadece bir ilçe olmaktan çıkar. Bingöl siyasetinde dengeleri değiştiren bir aktöre dönüşür. Asıl korkulan şey de budur. Çünkü bugüne kadar parçalanmış bir Genç tablosu herkesin işine geldi. Birbirine düşen yapılar kolay yönetildi. Ayrışan topluluklar kolay yönlendirildi. Birbirini tüketen insanlar ise başkalarının gücüne güç kattı. Ama tarih bize şunu gösteriyor: Bir toplum kendi içindeki kavgalardan kurtulduğu gün, kaderini değiştirmeye başlar. Necip Fazıl'ın dediği gibi: “Bir toplumun çöküşü, düşmanlarının gücüyle değil; kendi içindeki çözülmeyle başlar.” İşte bizim de önce kendi içimizdeki çözülmeyi durdurmamız gerekiyor. Artık yeni bir siyasal ahlâka ihtiyaç var. Önce bölgeler kendi içinde konuşmalı. Sonra herkes daha büyük bir masada ortak bir akılda buluşmalı. Kişisel ihtiraslar değil, memleket menfaati öne çıkarılmalı. Ve en önemlisi… Birileri artık fedakârlık yapmayı öğrenmeli. Çünkü herkesin lider olmak istediği yerde toplum ayağa kalkamaz. Bazen geri çekilmek de hizmettir, bazen susmak da memleket sevgisidir, bazen bir adım geri atmak da toplumun önünü açmaktır. Şayet birileri hâlâ kendi siyasi ikbalini memleketin geleceğinin önünde tutuyorsa bilinmelidir ki; o anlayış Genç'in geleceğine omuz değil, yük olur. Gençliler artık şunu anlamalıdır: Bizim başkalarıyla kavga etmeye ihtiyacımız yok. Bizim kendi içimizdeki ayrışmayı yenmeye ihtiyacımız var. Çünkü kendi içinde kenetlenmiş bir toplumu dışarıdan kimse yok sayamaz. Yakında yine seçim süreçleri başlayacak! Yine bölgecilik konuşulacak, yine aşiret hesapları yapılacak, yine aile nüfusları üzerinden siyaset kurulacak… Ve biz yine aynı hataları yaparsak, birileri Ankara'nın yolunu tutarken biz birbirimize bakmaya devam edeceğiz. O yüzden artık karar verme zamanı gelmiştir. Ya herkes kendi küçük hesabının peşinden gidip Genç'i zayıf bırakacak… Ya da herkes biraz fedakârlık yapıp güçlü bir iradenin parçası olacak. Çünkü bu saatten sonra mesele bir kişinin kazanması değildir. Mesele; Genç'in artık kaybetmemesidir. Son sözüm şudur: Gençliler bir olursa sadece bir seçim kazanmaz. Özgüven kazanır, itibar kazanır, söz hakkı kazanır, masada ağırlık kazanır. Ve o gün geldiğinde, yıllardır Genç'i dağınık görmek isteyenler ilk kez gerçekten endişelenmeye başlayacaktır. Çünkü birlik; sadece omuz omuza durmak değildir. Birlik, aynı kaderi birlikte yazmaya karar vermektir. Bir dipnot da düşmek isterim;
YORUM YAZIN
|
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ 16 Nisan 2026 Okul Kapısından Giren Kurşun, Manşetten Çıkar12 Nisan 2026 12Bingölspor ve Vicdanımızın Skoru12 Ocak 2026 Sandık! Odadan Siyasete Uzanan Rüzgâr…03 Ocak 2026 Bir Şehrin Geleceği: Bir Yönetici, Birkaç İyi İnsan
|