+ - Ekmek Sepetini Elinde Tutmanın Cazibesi
  Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
07 Temmuz 2022 Perşembe
24 °C Açık
Bünyamin Bayram
binbay12@hotmail.com

Ekmek Sepetini Elinde Tutmanın Cazibesi

01 MART 2022 SALI 13:53
7
1413
4
AA aa

İnsan; bireysel değil toplumsal bir varlıktır. Toplumsal yaşamla birlikte, bireylerin toplumsal ilişkilerini, güven ve adalet içerisinde sürdürme arayışları; toplumsal kurallarla düzeni sağlayacak, üst bir siyasi erk ve idari örgütlenme biçimi olan devlet olgusunu doğurmuştur.

Bir anlamda devletler, üzerine kuruldukları sisteme ve hukuk düzenine dayalı olarak, toplumları bir arada huzur, güven, barış ve adalet esaslarına göre yönetme iddiasıyla ortaya çıkmışlardır.

Devletler ekmek sepetini elinde tutuyor ve bu sepetteki ekmekleri yeri geldikçe vatandaşlarına dağıtıyor. İşte bütün toplumsal sorunlar, sepetteki ekmek dağıtımı biçiminden kaynaklanır. Yanlış anlamayın, ekmek sepetinden kastım somun ekmek değil. Tüm devlet imkânlarını (işçi ve memur alımı, siyasal katılım, yönetim görevi, kredi imkânı, sosyal yardımlar, bölgesel ve sınıfsal yatırımlar, muafiyetler, vb.) nimetlerdir.

Devletin vatandaşı olan her birey, emeklerinin karşılığını görmek, devlet imkânlarından adil ve eşit biçimde yararlanmak isterler. Devlet, toplumun ürettiği değerlerin bir kısmını vergi olarak alır ve bunu da toplumun yararı için harcar. Vergi alırken adil olması gerektiği gibi dağıtırken de hak ve hukuku gözetmesi gerekmektedir.

Nasıl ki, bir aile içerisinde anne ve babanın çocuklar arasında ayırım yapması huzuru bozuyorsa, büyük bir aile olan devlet de çocukları arasında ayırım yapmadan düzen ve huzuru korumalıdır.

Sorun; devletlerin dayandığı düzenin, adelet ve hukukun evrensel temel ilkelerine uygun ve toplumun gelişimini sağlayacak imkân ve esaslara sahip olup olmamasıyla ilgilidir.

Yani devlet, elinde tuttuğu sepetteki ekmekleri; ihtiyaca, emek ve çabaya, liyakata ve ehliyet esaslarına ve adalete uygun dağıtıyorsa mesele yoktur.

Bireylerin özgürce seçme ve seçilme hakları yönetime ve siyasal yaşama katılma imkân ve haklarını, vergi yükünün toplumsal sınıf ve üretime dayalı adil dağıtılması külfette adaleti, işe alımlarda ve görevlendirmelerde ehliyet ve liyakat esaslarına uyuluyorsa veya sosyal yardımlarla muhtaçların ihtiyaçları karşılanıyorsa nimetten adil yararlanıldığını ve böylece nimet ve külfet dengesinin korunduğunu, insanlar inançlarına, fikirlerine ve yaşam felsefesine göre bir hayat sürdürebiliyorlarsa ve düşüncelerini hiçbir engel olmadan ifade edebiliyorlarsa insan hakları ve özgürlüklerin teminat altına alındığını gösterir. Ve bu örnekleri her nimet için çoğaltabilirsiniz…

Aksini düşünelim: Eğer bir siyasi parti taraftarı, bir cemaat, tarikat veya sivil toplum kuruluşu mensubu olduğunuz için size ayrıcalık tanınıyorsa, sivil toplumsal bir örgüt olarak devletle ve iktidarla iyi ilişkiler kurarak nimet ve imkânlardan özel yararlanıyorsanız, haksızlık yaparak başkasının hakkını yiyorsunuzdur.

Eğer bunlar oluyorsa, bir arada, birlikte ve kardeşçe yaşama iradesiyle kurulan devletin hukuki düzenini sağlayan toplumsal sözleşmeye aykırılık yaşanıyor demektir. Böyle bir durum, devletin dayandığı sistemin ve temel hukuk düzeninin yetersiz ve eksiklik içerdiğini ve yeterli adalet ilkelerine sahip olmadığını, kısmen de olsa keyfiliğe fırsat veren bir düzen kurulduğunu gösterir.

Devlet sistemi ve hukuki düzen; adalet, hak, bilim ve insan hakları üzerine kurulmalıdır. Hz. Ali, “devletin dini adalettir” diyor. Ailede huzur; sevgi, kardeşlik, saygı ve adaletten geçtiği gibi, devletlerde de öyledir.

Örneğin, işe alımlarda veya idari görevlendirmelerde; göreve uygun hazırlanan liyakat ve ehliyet esaslarının; keyfiliğe fırsat vermeyecek düzeyde, alabildiğince açık ve belirgin bir şekilde ortaya konması; emredici yönetsel metinlerde (kanun, yönetmelik, vb.) yer alması; böylece devlet ve kurumsal işlemlerin sağlıklı yürümesinin sağlanmalıdır.

Önemli bir husus da devletin dinle ve dini gruplarla ilişkileridir. Bu ilişkiler sonunda devlet imkânlarının adil olmayan biçimde kullanılmasını doğurur. Tarihe baktığımızda yaşadığımız büyük sorunlardan biri de, devlet erkinin (gücün) dini kullanması veya dinin devlet gücünü kullanmasıdır. Devlet dini kullanırsa kendi amaçlarına uygun bir din ister böylece din yozlaşır; din devleti kullanırsa, farklı dini anlayışlar yok sayılır, ayrımcılık başlar ve adalet zedelenir. İki durum da sorunlu bir alan oluşturur.

Toplumlar her zaman farklı düşünce ve inançlara sahip bireylerden oluşur. Ülkemiz açısından bakıldığında, çok şükür yüzde doksanı Müslüman bir toplumuz. Bu bizim için büyük bir avantajdır ancak farklı İslami yorumlara dayalı gruplar ve dindarlık anlayışların varlığı, ayrıca seküler, batılı ve rahat yaşam biçimini benimseyen veya farklı ideolojik kaygılara sahip kesimlerin mevcudiyeti dikkate alındığında; hukuk ilkeleri çerçevesinde tüm bu anlayışlara yaşam ve düşünce özgürlüğü tanınması gerekmektedir.

Ancak, toplumsal zenginliğimizi gösteren bu farklı yaşamlara sahip bu kesimlere devlet katında ayrıcalıklar sağlamayan veya eğitim üzerindeki etkilerine fırsat vermeyecek yönetsel ve hukuki düzenleme de tesis edilmelidir. Aksi durumda, kişiler veya gruplar yönetimi ele geçirerek ve devlet gücünü de kullanarak, fikirlerini zorla da olasa hayata geçirmelerine zemin hazırlanmış olacaktır. Bu da toplumsal gerilim, ayrışma ve kutuplaşmamızı körükleyen bir zemin oluşturmaktadır.

Devletin ve kamu kurumlarının dayandığı temel esaslar ve hukuk düzeni, toplumsal huzur ve barışın temelini oluşturur. Öncelikle bunun sağlanması gerekiyor. Bu sağlanmadığı takdirde insanlarda ahlaki yozlaşmanın önü alınamaz.

Ancak, devletin ve kurumların dayandığı hukuk düzeni ve sistemler ne kadar iyi olursa olsun;

bir yerden sonra eğitimli, ahlaklı, inançlı ve vicdanlı insanlara ihtiyaç duyulacaktır. Çünkü devlet herkesin başına bir polis koyamaz ve her alana nüfuz edemez. Kişiler vicdanlı ve ahlaklı değillerse, sisteme ve düzene rağmen suç işleyebilir veya hileye başvurabilirler.

Toplum olarak huzur, güven, barış, kardeşlik ve sevgi içinde yaşamanın yolu; iyi bir hukuk ve devlet düzeninin yanında, beşeri unsur olarak da iyi ve ahlaklı insanların mevcudiyetiyle mümkündür.

İnsan haklarına saygılı, merhametli, adaletli, yardımlaşmayı seven, mazlum ve muhtaçların imdadına koşan, sevgi ve dayanışmayı önemseyen, verilen görevi hakkıyla yapan, üretken ve çalışkan bireyleri yetiştirecek manevi değerlere ve mirasa sahibiz.

Bizi biz yapacak insani değerlerimize baktığımızda:

Bize her yönüyle örnek olacak ahlak abidesi bir peygamberimiz var.

“Mü'min mü'mine üç günden fazla küsmemelidir” sözleriyle, kardeşliği tesis edecek irfan ve hikmet içerikli hadislerlerden oluşan büyük bir deryamız var.

Adı gibi barışı ve kardeşliği ifade eden dinimiz İslam var.

Mevlanalar, Yunuslar, Ahmet Yaseviler, Hacı Bektaşı Veliler, Gazaliler var.

Sadi gibi, “İnsanlar bir vücudun azaları gibidir, bir organ rahatsız olduğunda diğer tüm organlar da rahatsız olur” diyerek insanlara barışı, yardımlaşmayı ve mazlumu korumayı öneren değerlerimiz var.

“Halıkınız bir, Malikiniz bir, Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir bir yüze kadar bir, bir. Sonra köyünüz bir, memleketiniz bir, devletiniz bir, ona kadar bir, bir. Bu kadar bir birler muhabet kardeşliği iktiza ederken, ayrılığa, kin ve düşmanlığa girmenini anlamı olur mu?” diyen Bediüzzaman Said Nursi gibi çağdaş Müslüman düşünürlerimiz var.

Öyleyse bir yandan devletimizi ve kamu kurumlarımızı evrensel adalet ve hukuk ilkelerine, İslam'ın temel insani anlayışlarına, tarihsel ve inançsal geleneklerimiz ile bilimsel esaslara uygun hale getirmenin yollarını ararken; bir yandan da vicdanlı, inançlı ve ahlaklı insanlar yetiştirmeliyiz.

Adalet, hukuk, barış ve kardeşlik esaslarına dayalı bir sistem ve toplumsal düzen kurmak da ancak inançlı, vicdanlı ve ahlaklı olarak yetişmiş insanlarla mümkündür.

 

Sevgi ve saygılarımla..

 

ÖZEL OLARAK DA

Rusya'nın giriştiği Ukranya işgalini, mazlumun yanında olarak LANETLİYORUM.

Zalim Rusya ile birlikte savaşa katılan, Rusya'nın Çeçenler üzerinde giriştiği katliamı unutmuş Çeçen lider Kadirov ve bu ihanete bulaşan Çeçenleri de lanetliyorum.

Rusaya, Kırım derken Ukranya işgali ile adım adım çevremizi kuşatmaktadır. Ruslar'ın çok tehlikeli ve en çok Müslüman katliamı yapan ülke olduğu unutulmamalıdır.

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
Misafir Kullanıcı (@Misafir_89979)
04 Mart 2022 Cuma 15:44
Yahu kardeşim önümüze Bir fırın ekmek koydun. Bende bir tanesini yemeden bıraktım Oku oku bitmiyor.
Destan yazmışsın. Biz kitap okumak istersek evde okuyacak çok kitabımız var.
Beğendim (2) Beğenmedim (0)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_90024)
05 Mart 2022 Cumartesi 21:44
@Misafir Kullanıcı Haklısınız biraz daha kıssa yazmaya çalışacağım, siz de fazla okumak biraz zorlayın kendinizi. Teşekkürler
Beğendim (1) Beğenmedim (0)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_89824)
01 Mart 2022 Salı 15:48
Özel notunuzda belirtiğiniz duyarlığı birde Suriyeyi işgal edenlerede söyleme cesaretine dürüstlügüne nail olabilseydiniz. Işgal işgaldır kim tarafında ne amaçla olursa olsun.
Beğendim (4) Beğenmedim (1)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_89849)
01 Mart 2022 Salı 23:20
@Misafir Kullanıcı bu boş palavra yapıyor kendini hatırlatmaya çalışıyor bel bir oda moda başkanı olur
Beğendim (1) Beğenmedim (2)Cevapla
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın