Toplumsal Barışın Yolu…Son dönemlerde sol partilerde görülen değişim rüzgârı ve Türkiye'ye özgü siyasal parti ve akımlarının analizine geçmeden önce, konu ile ilgili bir anımı sizinle paylaşarak başlamak istiyorum. Konya ilinde müfettiş olarak görev yapıyorum. Ereğli ilçesine denetim için gitmiştik. Üç müfettiş arkadaş ve Ereğlili olan müfettiş arkadaşımızın tanıdığı olan, olgun yaşlarda, sakallı bir beyefendiyle birlikte öğretmen evinin parkında oturuyoruz. Oradan buradan konuşuyoruz. Ben sakallı olan bu şahısla tanışmak isteğimi dile getirdim. Müfettiş arkadaşlar gülerek: “Mahallenin imamı sandın değil mi?” diyerek, şahsın emekli bir öğretmen olduğunu açıklayınca şaşırdım doğrusu… “Duruşundan, bakışından haklı bir gururu yansıtan bu emektar öğretmenimizin bir hikayesi vardır” diye düşündüm, konuşmak ve konuşturmak istedim. Hani Mevlâna; “Ey gafil, hazineyi imar yerde ne ararsın, hazine viranede bulunur” der ya. İşte benimki de öyle. Bu öğretmenimizin sergüzeşt-i hayatını merak ediyordum. “Bana kendinizi anlatır mısınız değerli hocam?” diye sordum. Sakalının, tüm eğitimcilerin dikkatini çektiğini söyleyerek başladı sözlerine;
Ve anlatmaya başladı:
Derin bir soluğu ciğerlerine gönderdikten sonra devamla;
(Bu olay bu anda Hac farizasını yapan tüm hacılarımıza duyurulur. Oralara da selam olsun.) Durdu ve hüzünle devam etti: “Ama, üzüldüğüm bazı konular var. Eski birçok arkadaşım bana saygı duyarken, bazı arkadaşlarım benden uzaklaştı ve gördüklerinde de bu ne gerici durum diye yadırgıyorlar. Halbuki ben aynı benim, sosyal demokrat anlayışımdan vazgeçmiş değilim. Sosyal Demokratlık benim dindar olmama mâni değil ki, ölüme doğru giden bir hayata, anlamsızlaşan dünya hayatına, inancımla bir anlam veriyor ve manen doyuyorum. Bunun yadırganacak nesi var?” İşte böyle eli öpülesi öğretmenlerimiz var. Bu öğretmenimizin anlattıklarını burada dile getirmem Türkiye'de sosyal demokrat anlayışın tıkandığı ve aşması gereken hususlara dikkat çekecek iyi bir örnek olmasındandır. Siyasal ve ideolojik bakışların bizlere empoze ettiği sınıflayıcı ve ötekileştirici düşüncelerin hayatımızı ne kadar etkilediğini düşündüm. Din ve dindarlık sağ görüşlü düşüncelerle ilişkilendirilmiş hep. Türkiye'nin tarihsel sürecine baktığımızda dinsel taleplerin demokrat ve muhafazakâr görüşlerce daha çok önemsendiğini söylemek mümkün. Ancak sağ siyasal partiler ve iktidarlar Sosyal Demokratların bıraktığı bu boşluğu iyi görmüşler, dini değer ve talepleri bu anlamda iyi değerlendirip, dindar kesimin oyunu almayı da doğrusu iyi becermişler. Muhafazakâr sağ partiler; Allah, din, iman diyerek ne kadar hacı, hoca, sofu, cami cemaati varsa, oylarını çantada keklik görmüşler. Sosyal Demokrat akımlar da genelde Laiklik ve Cumhuriyet kavramlarını ön plana çıkarmışlar, çoğunlukla dindar ve geleneksel yaşayanları küçümsemişler, modern olmanın ölçüsünü kılık kıyafette veya serkeş yaşantıda aramışlar. Atatürk, laiklik, çağdaşlık diyerek bu konuda duyarlı kitlelerin oyunu almaya çalışmışlar. Elbette Türkiye'de var olan siyasal ayrışmayı farklı boyutlarıyla da değerlendirebiliriz. Ama ben sadece siyasal ayrışmanın bu boyutuna dikkat çekmek istedim. Ancak seçmen tabanında laik, cumhuriyetçi, muhafazakâr ve dindar diyebileceğimiz argümanlara dayalı böyle bir siyasal ayrışmanın doğru olmadığına inanıyorum. Yani dindar insanları sağ yelpazeye; dindar olmayanları da sol yelpazeye koyarak ayrıştıranın gerçeği yansıtmadığı gibi doğru olmadığını da düşünmekteyim. Bu anlayış; Türkiye'de Sosyal Demokrasi anlayışı ile Muhafazakâr Demokratlık düşüncesini ve Siyasal Hareketlerinin çağdaş anlamda gelişimini engelleyen, toplumu geren, çatışmaya götürüp kutuplaştıran bir etmen niteliği taşımaktadır. ‘Müslümanlık, Bayrak, Vatan, Cumhuriyet, Demokrasi, Laiklik ve Atatürk' gibi toplumsal değerlerin; siyasal hareketlerin kullanacakları birer malzeme olmaktan çıkarılması gerekiyor. Bu değerleri hiçbir parti ve düşüncenin tekeline almaması gerekir. Gelişmiş Batı ülkelerinde de bu böyledir. Toplum ve siyasal hareketler bunu aşmalıdır. Buna dayalı bir politika bundan sonra da fazla pirim yapmayacaktır. Din, Vatan, Bayrak, Laiklik ve Cumhuriyet gibi değerler üzerinde kısır çekişmeler Türkiye'deki bütün siyasi hareketleri ve toplumu olumsuz etkilemiştir. Toplumun ciddi meselelerine el atmaları gereken beyinler, sonu gelmeyen ve çoğu defa anlamsız bir tartışmanın tarafı olmuşlardır. Dar bir alanda yaşanan bu didişme harcanan çabaların sonuçsuz kalmasına neden olmuştur. Siyasal partiler kısır çekişmeler yerine, toplumun gerçek gündemi olan; adalet, insan hakları, eşitlik, özgürlük, adil bölüşüm, refahın yaygınlaşması, üretim-tüketim, liyakat, ehliyet, vb. konulara yönelmek gerekir. İngiltere Başkanı Sosyal Demokrat Tony Blair'in danışmanı dünya çapında ünlü Sosyolog ve Siyaset Bilimcisi Antony Giddens'in üçüncü yol dediği, ‘Sosyal Demokraside Yenileşme' ile dile getirdiği, Sosyal Piyasa Ekonomisi, Küreselleşme, Çok Kültürlülük, Farklılıkların Bir Arada Yaşaması, Birey ve bireyin biricikliği, gibi dünyada gelişen bu yeni Sosyal Demokrat değerlerle, Sol Partilerimizin gerçek Sosyal Demokrat anlayışlarla yüzleşmesi gerekir. Sosyal Demokrasi toplumuyla barışık, toplumun değerlerine saygı duyan, fertleri adam edilmesi gereken ve çarıklı Mehmetler gibi görmeyen, kucaklayıcı bir anlayışa doğru evrilmelidir. Laik- Anti Laik ayrışmasına indirgenmiş bir Sosyal Demokrasi dünyadaki çağdaş Sosyal Demokrasiyi yakalaması güç olacaktır. Muhafazakâr Demokrat Sağ hareketlerin de dini ve milli değerleri, dindar insanların inançlarını tekellerine almaktan vazgeçmeleri gerekmektedir. Dindar ve milli değerleri önemseyen insanları bir partiye veya dinsel akımlara yamamak doğru değildir. Her parti ve sivil toplum hareketleri dindar insanlara kapısını açmalı ve kucaklamalıdır. Dindar insan ile dini vecibelerini yerine getirmek isteyen insanı kastediyorum. Dini çıkarları için kullananlar konumuzun dışındadır. Din ve iman hizmetini hayatının parçası görenlerin de siyasal ayrışmalardan uzak durması gerekir. Çünkü İslam evrensel bir mesajdır. Toplumun her kesimine ve katmanına mesajını ulaştırma dinlerin temel gayesidir. Partiyle veya çeşitli çıkarlarla ilişkilendirilmiş dinin fertler ve toplumlar üzerinde fazla etkili olamayacağı bilinmelidir. Türk siyasi yaşamında dinsel sloganlar kullanan siyasal hareketlerin açtıkları yaraları sarmanın ne kadar güç olduğunu bugün herkes görmektedir. Türkiye'de Sosyal Demokrat hareketlerin çözmesi gereken devasa, ciddi siyasal, sosyal ve ekonomik meseleler bulunmaktadır. Aşılması gereken sorunlarla boğuşan bir toplum vardır. Gelir dağılımında dünyada on kötü ülke arasındayız. Emekliler çok zor durumdalar. ‘Eğitimde Fırsat Eşitliği' sağlanabilmiş değildir. Bölgesel gelişmişlik farkının giderilmesi gerekmektedir. İş bulup evine aş götürmek isteyen milyonlarca insanımız var. Sosyal güvencelerden yoksun binlerce insanımız ürkek ve sefil bir hayat sürmektedir. Bunlar Sosyal Demokrasinin el atması gereken sorunlardır. Türkiye'nin ve toplumun, Gelişmiş Dünya Milletleri Ailesi içindeki haklı ve onurlu yerini alması gereklidir. Tüm sivil toplum kuruluşları, büyük beyinlerimiz ve siyasal hareketlerimiz basit ve anlamsız didişmeleri bırakıp ülkenin bu ve benzeri meselelerine odaklanmalıdır. Türkiye'nin gerçek bir Soysal Demokrat ile dar kalıpları aşmış Muhafazakâr Demokrat hareketlere ihtiyacı vardır. Toplumda dindarı ile dindar olmayanın veya başörtülüyle başı açık olanın bir arada ve sorunsuz yaşadıklarını görüyorsunuz. Lütfen bunları rahat bırakalım. Din, Vatan, Bayrak, Demokrasi, Laiklik kavramları tartışma, ayrışma ve siyasal rant malzemesi olmaktan kurtarılmalıdır. Bunu başardığımız an gerçek gündeme ulaşacağız. Toplumsal barışın yolu da buradan geçmektedir. Sevgi ve Saygılarımla…
YORUM YAZIN
|
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ 06 Kasım 2024 İlahiyatçıları/din adamlarını dinlerken ölçüleriniz olmalı07 Ekim 2024 Kur'an'ın, Tevrat, İncil ve Avesta'dan farkı02 Eylül 2024 Üç kutsal din Sümer efsanelerinden mi alındı?11 Ağustos 2024 Düşünme Örgümüz ve Ülfet Tuzağı: ATEİZM VE AGNOSTİSİZM
|