KİM KİMDİR FİRMA REHBERİ Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
13 Temmuz 2026 Pazartesi
°C
Ayşe Gökdemir
Belirtilmemiş

Anlamını Kaybetmiş Çağın Sakinleri

13 TEMMUZ 2026 PAZARTESİ 02:05
3
123
0
AA aa

“Ağacı meyvesinden tanıyacaksınız.” diyordu Gabor Mate, Normal Efsanesi adlı kitabında.

Ve ekliyordu, “Mevcut hasada bakılırsa sosyal hayatımızın ağacı, kökünden meyvesine kadar travmalarla dolu.”

Bu cümleleri okuduğumda ne kadar da vurucu ve nokta atışı bir tespit demiştim. Toplumsal sistemin, bireyleri hasta ve travmatize ettiğine dair saptamalar çok çarpıcıydı. Zihnimi kışkırtan bu tespitleri daha iyi anlamak adına dikkatimi toplumsal hayat ağacımıza çevirdim. Fark ettiğim şey; ağacımızın tatsız, sağlıksız meyvelerle dolu olmasıydı. Peşi sıra sorular takılıverdi aklıma.

Ne oldu da toplumsal sağlığımızı yitirir hale geldik, ne oldu da sosyal çürümeyle çevrili bir yaşama soluyor olduk?

Neden insanlar bu kadar mutsuz?

Nasıl oldu da güvensizliğin, sevgisizliğin ve bencilliğin kol gezdiği bir dünyada yaşar olduk?

Bu sorulara cevap bulmak için hayat ağacımızın beslendiği kaynaklara bakmamız gerekiyor. Zamanın ruhunun bize söylediklerine kulak kesilmemiz gerekiyor. Bunları yaptığımız takdirde insan doğasına dair bir açlık beliriyor: “Anlamlı bir hayat ihtiyacı”

Günümüzde temel besin kaynağımız olan “geçmişi oku - şimdiyi yaşa - geleceği inşa et ve anlamda derinleş” düsturu karşılık bulmamaktadır. Köklerimize “yüzeysel yaşa, şimdi ve burada ol” buyruğunun zerk edildiğini görmekteyiz. Bu besinler varoluş amacımıza uygun olmadığından, ruhsal ve fiziksel bünyemizi hasta etmektedir. 

Nitekim insanın kişisel hikayesi ve toplumsal hayat, anlam üzerine inşa edilir. Anlam ise değerler, inanç, din, gelenek-görenek vb. unsurlardan meydana gelir. Bu unsurlar; nitelikli yaşamaya, derin düşünmeye, geçmiş-şimdi- gelecek arasında bağ kurmaya yarar. Zamanımızın ruhunu besleyen “yüzeysel olarak anda kalma” buyruğu ise geçmiş ve gelecekle bağ kurmayı engeller. Arzunun ve hazzın hükümranlığı baş gösterir. Anlamın en büyük yaratıcısı olarak ölüm fikri de tedavülden kalkmıştır. Terbiyeci olarak insanı tutan ölüm de ölmüştür.

“Yüce yaratıcısı olan bir dünya” fikrinden, “paranın kadir-i mutlak olduğu bir dünya” fikrine geçişin patolojik sonuçlarını yaşıyoruz. Anlamsızlık, yalnızlık, sürekli yüzeysel ilişkilerde gezinme, haz ve hız eksenli yaşama vb. semptomlu insanlarla çevriliyiz. Ruhumuz çok gerilerde kaldı. Ruhsuz bedenlerle dolu bir dünyada, bedenlerimizle ölüme meydan okuyoruz. Ve fazlasıyla trajikomiğiz. Dünya bizimle, ona gömeceğimiz “kusursuz” bedenlerimiz üzerinden dalga geçiyor gibi. Yunus'un “Ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil.” sözündeki büyük hakikate tamamen yabancılaştık. Bizlerin ruhu bedenlerimizden, ölümden çok önce ayrıldı.

Dünyanın ekonomi politiği, küreselleşme ve teknolojik gelişmeler bu durumun başat sebeplerini oluşturuyor. Toplumsal hayattaki yansımalara baktığımızda; “ben” odaklı yaşam tarzı, sosyal ağlardaki erozyon, aile bağlarının zayıflaması, cemiyet kavramının kaybı toplumu dejenere etmektedir. Bu hastalıklı sistem, toplumun ruh sağlığını bozmaktadır. Vaziyetimizi daha iyi kavramak için yakın çemberimize göz atmak etkili olacaktır.

Günlük hayatta karşılaştığımız insanlık halleri, tatsız hatta çürük meyve tadı vermektedir. İnsan ilişkilerindeki değer kaybını görmemek ne mümkün. Mutluluk; elimizde bulunandan tatmin olmak yerine itibar, statü, marka, üst sınıfa dahil olma ve zenginlik arayışına indirgendi. Hep daha iyisi, daha güçlüsü, daha güzeli üzerine bir yol haritası izlenir oldu. Herhangi bir durum içindeyken, sebat etme zorunluluğumuzu yitirdik. Beklemenin, sabretmenin, emek vermenin kirli bir kelime haline geldiği bir çağdayız. Dostluk, arkadaşlık ve diğer ikili ilişkiler için gerekli dikkat, özen, sadakat ve adanmışlık duygusu raflardaki yerinde bulunmuyor. Çokça insan seçeneği arasında sörf yapmanın ruhu tüketen, anlamı yok eden tarafına karşı bir körlük mevcut. Sanal iletişim biçimlerinin rüzgarında savrulan, ipsiz uçurtmalarla dolu bir dünyada yaşıyoruz.  

Peki, aynı anda birçok yerde olma çabasının sonucu ne mi?

El cevap: Yersizlik ve yurtsuzluk. İnsan çehrelerinde; kök salamamışlığın verdiği huzursuzluk, mutsuzluk.

Ruhsal derinlikten uzak, bedene sıkışmış fakat dünyaya sığamamış bir insanlık. Sonrasında ise aile içi anlaşmazlık, trafikte agresiflik, iş yerinde uzlaşmazlık, ikili ilişkilerde tahammülsüzlükle iç içe bir hayat döngüsünün şahidi oluyoruz. Çünkü insanı ehlileştiren, iyileştiren nedenlerden mahrumuz.  

“Yaşamak için bir nedeni olan kişi hemen her nasıla katlanabilir.” diyordu ya Nietzsche.  Evet, yaşamak için, hemen her nasıla katlanmak için, bize kalkan olacak anlamlı sebepler bulmalıyız. Bir amacımız, bir duruşumuz, bir davamız olmalı yaşamaya değer. Parayla takas edilmeyecek güzelliklerden beslenen, dünyanın ağrısına meydan okuyacak bir zevk meselemiz olmalı.

Mesela; kâinatı temaşa etmek bedavadır, en güçlü anlamları üretir. Betona bakmak yerine gökyüzüne bakmak, ruhumuzu genişletir. Özgür ve yalçın dağlar, bizlere dayanıklılığın türküsünü söyler. İdrak edebilirsek eğer; güneşin adaleti, toprağın cömertliği, suyun tevazusu bizlere yaşamak için bir reçete hükmündedir. Ya da bir çocuğun masum gülüşüne, bir düşkünün duasına sarılıp uyumak bizi huzura erdirir. İnsan ilişkilerimizde; sevmek, hoş görmek, bağışlamak, özür dilemenin kudretine inanmak bizi daha çok yüceltir.

İnanın yapabiliriz, güçlü bir tavır geliştirebiliriz. Kâinatın sahibine hayranlığımızı gizlemeden, doğayı bir öğretmen gibi kabul ederek, hepimizin aynı gemide olduğu bilinciyle birbirimize sahip çıkabiliriz. Ola ki birimiz çocuklaşırsa, diğerimiz annelik; diğerimiz çocuklaşırsa, birimiz annelik yapabiliriz. Bizi hasta etmeye yeminli bu düzenin oyununa böylece çomak sokabiliriz.

 

 

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın