KİM KİMDİR FİRMA REHBERİ Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
23 Ağustos 2026 Pazar
°C

Şirin

Şirin
02 MAYIS 2009 CUMARTESİ 10:07
0
1307
0
AA aa
Duvarları lambri kaplı küçük bir Alman pastanesinin tahta masasında oturmuştuk son kez karşılıklı.
Birbirimizin yüzüne bakmıştık.

Onun saçları daha da beyazlaşmıştı.

Yüzü hiç değişmemişti.

Yürüyüşü, giyinişi de öyle...

Sanırım o, Sinan vurulduğu gün bir daha yaşlanamayacak biçimde yaşlanmıştı ve bir daha hiç değişmedi.

Hep öyle kaldı.

Biz ilk tanıştığımızda o daha otuzuna varmamıştı.

Feneryolu'nun arka taraflarında bir bodrum katında yaşıyordu, toprak bir bahçesi, bahçesinde birkaç cılız ağacı vardı.

Sabahlara kadar otururduk.

Hepimiz bağıra çağıra konuşurduk.

Saat başı çay demlerdi.

Sonra gecenin bir vakti o kalın defterlerinden birini açardı.

Yazdıklarını okumaya başlardı, yazılarının arasına kattığı şiirleri...

Çok güzel yazardı ve insanın içine işleyen sesiyle inanılmaz biçimde etkileyici okurdu şiirleri.

İsmet Özel'i, Lorca'yı okurdu.

İsmet Özel'in mısraları benim içimde Şirin'in sesiyle kaldı.

Hep o sesle.

Onun sesi, kalın kadifeden bir kumaş gibi sarardı bizi, ısıtırdı, her şey değişir bir sese dönerdi, kımıltısız durur ve dinlerdik.

Birden susar ve “ben bir çay demleyim” derdi.

Yerde bir kilim vardı, duvara dayanmış bir sedir, eski bir koltuk.

Ben sigara içerdim.

Balkon kapısını açardı, Buldan işi bir şala sarınırdı.

Buldanlıydı.

Neşeli olduğunda Buldan ağzıyla konuşurdu.

“Elektrinkler şakır şakır yanıyo, deniz treni suyu yararaktan fışır fışır gidiyo...”

Kocasını dağda vurmuşlardı.

Resmi bir köşede dururdu.

Olağanüstü yakışıklı, beş dil konuşan, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nin parlak öğrencisi, bir baskında “faşistlerce” merdivenden aşağı yuvarlanan TİP'li Adnan Bey'in oğlu Sinan, “halkı” için Nurhak dağlarında jandarma kurşunuyla ölmüştü.

Bir seferinde Sinan'ın ölüm haberini nasıl aldığını anlatmıştı.

Duyduğunda nasıl yere çöktüğünü.

“Aylarca tek başıma sinemalara gittim” demişti, “insanlardan, hayattan, gerçeklerden kaçtım, sinemalara, karanlıklara sığındım.”

Bunlardan konuşurken bizim yüzümüzün bulutlandığını, gözlerimizin kısıldığını görünce, bizi üzdüğünü düşünerek gizli bir utanca kapılır “ben bir çay koyayım” derdi.

Mutfaktan döndüğünde bir türkü söylemeye başlardı.

Hayatımda onun kadar güzel türkü söyleyen kimseye rastlamadım.

Sesi çok güzeldi, biliyorum sesi güzel çok insan vardır ama onun sesinde başka bir “şey” daha vardı, dağlarda vurulmuş bir sevgilinin ardında bıraktığı, söylenemeyecek, anlatılamayacak o büyük yalnızlık belki, hiçbir zaman, hiç kimseyle paylaşılamayacak derin keder belki, kelimeler gelmeyecek yalnızca “sesle” anlatılabilecek bir ıssızlık belki... O türkü söylediğinde, onun yalnızlığının ve kederinin bir çaresi, bir ilacı olmadığını hissederdiniz.

Susardık öyle.

Sonra alabildiğine vahşice bir tartışmaya girerdik solculuk üzerine, Marks, Engels, Lenin, Troçki, Plekhanov, Luxembourg isimleri havalarda uçar, kitaplardan paragraf paragraf alıntılar yapılır, can acıtıcı iğnelemeler, suçlamalarla karşılıklı olarak hırpalardık birbirimizi.

Kaçınılmaz olarak laf Kollontai'a gelirdi.

Esas kanlı çatışma orda çıkardı, “komünizm ve kadın hakları”... Ben tam bir “maço” kalırdım, onlar da beni yerden yere vururlardı.

Ben de onları kızdırmak için, “kadınların cinsel özgürlüğünü” savunan ve bu özgürlüğü kullanmaktan da geri kalmayan Kollontai için Lenin'in söylediğini tekrarlardım.

– O bahriyelisiyle yetinsin.

Beni, “kafama bir şey atmakla” tehdit ederdi.

Onun kocasını dağda vurmuşlardı.

Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i asmışlardı.

“En sertleri Hüseyin'di” diye anlatırdı Şirin, “en sevecenleri Yusuf.”

Onları anlatırken ağlardı.

Dün Şirin'i de Karacaahmet'ten uğurladılar.

Cenazesine gidemedim.

Gazetede sabah toplantısı yapıyordum o saatlerde, gündem maddelerinden biri “Şirin Cemgil'in” cenazesiydi, sustum, sesim titrer diye bir şey söylemedim, önüme baktım gözlerimi görmesinler diye, “cenazesinden” bahsettikleri “yaşlı kadının” aslında “genç bir kız” olduğunu, saçlarının çabuk ağardığını, hep beyaz saçlı genç bir kız olarak yaşadığını söylemedim, onu tanıdığımı, ömrümün en güzel bölümlerinden birini kalabalık kahkahalar, kavgalar, gözyaşları ve türkülerle onun evinde geçirdiğimi anlamadılar.

“O gitti” diye geçirdim içimden.

Hiç düşünmemiştim bir gün Şirin için “o gitti” diye yazacağımı, böyle şeyler düşünülmez, bugün benim konuştuğum, tartıştığım, güldüğüm birçok insanın da bir gün benim için “o gitti” diye yazacakları akıllarına gelmeyeceği gibi, akla gelmez böyle şeyler.

Çiçek gönderdim cenazesine.

Bazen ona çiçek götürürdük, çiçekleri göstermemeye çalıştığı bir sevinçle alır, vazoya yerleştirirken de bizimle “küçük burjuvalar” diye dalga geçerdi.

En son bir Alman pastanesinde tahta bir masada karşılıklı oturmuştuk.

Saçları biraz daha beyazlaşmıştı.

Ve, her zamanki gibi yalnızdı.

ahmetaltan@gazetem.net

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
21.08.2026
22:19
MURAT NEHRİ`NDE KAYBOLAN MEHMET HAZAR`IN CANSIZ BEDENİNE ULAŞILDI
MURAT NEHRİ'NDE KAYBOLAN MEHMET HAZAR'IN CANSIZ BEDENİNE ULAŞILDI
Bingöl'ün Genç ilçesinde Murat Nehri'ni geçmeye çalışırken akıntıya kapılarak kaybolan 29 yaşındaki Mehmet Hazar'ın cansız bedenine ulaşıldı. Hazar'ın cenazesi, kaybolduğu noktanın yaklaşık 100 metre ilerisinde bulundu.
21.08.2026
21:07
Murat Nehri`nde can pazarı: 1 kardeş kurtarıldı, diğeri kayıp
Murat Nehri'nde can pazarı: 1 kardeş kurtarıldı, diğeri kayıp
Bingöl'ün Genç ilçesinde Murat Nehri'nin karşısına geçmeye çalışan iki kardeş, baraj kapaklarının açılmasıyla yükselen su debisi nedeniyle boğulma tehlikesi geçirdi. Kardeşlerden biri jet ski ile kurtarılırken, akıntıya kapılarak kaybolan diğer kardeşi bulmak için ekipler seferber oldu.
21.08.2026
21:06
Bingöl Üniversitesi Türkiye`de bir ilki başardı
Bingöl Üniversitesi Türkiye'de bir ilki başardı
Bingöl Üniversitesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen Çevre Yönetim Birimi Yeterlik Belgesi'ni almaya hak kazandı. Üniversite, söz konusu yeterlik belgesine sahip Türkiye'deki tek devlet üniversitesi oldu.
21.08.2026
21:04
Bir türlü bitmeyen Çirişli Tüneli yılan hikâyesine döndü
Bir türlü bitmeyen Çirişli Tüneli yılan hikâyesine döndü
2017'de yapımına başlanan Çirişli Tüneli'nde kazı ve destek çalışmalarında yüzde 60, nihai beton imalatında yüzde 49 seviyesine gelindi. 2024'te '2025'te kalan kısmın ihalesi yapılacak', Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ise '2026'da tamamlanacak' denilen proje için şimdi hedef 2028 sonu. Yıllardır değişen tarihler, tünelin akıbetine ilişkin soru işaretlerini büyütüyor.
21.08.2026
21:03
Bingöl`de organik arıcılığa güçlü destek
Bingöl'de organik arıcılığa güçlü destek
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın desteğiyle yürütülen proje kapsamında Bingöl'de organik bal üreticilerine yönelik destekler sürüyor. 2022'den bu yana yüzde 75 hibe desteğiyle 740 organik arı kovanı dağıtılırken, 2026 yılında 15 üreticiye yüzde 50 hibeyle 15 bal sağım çadırı temin edildi.
21.08.2026
21:02
Solhan`da maden arama tartışması TBMM`ye taşındı
Solhan'da maden arama tartışması TBMM'ye taşındı
HÜDA PAR Mersin Milletvekili Faruk Dinç, Bingöl'ün Solhan ilçesine bağlı Arslanbeyli köyündeki maden arama faaliyetlerini TBMM gündemine taşıdı. Dinç, su kaynakları, tarım arazileri ve ormanlık alanların risk altında olduğunu belirterek, gerekli incelemeler tamamlanıncaya kadar çalışmaların durdurulmasını istedi.
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın