Hakikat Sonrası ÇağDüşüncemi baştan belirteyim: Hakikatin öncesi ve sonrası olmaz. Hakikat, hakikattir ve mesajı çağlar üstüdür. İnsanların dönemsel olarak bazı akıldışı tutulmalara girdiği doğrudur. Bir kere Batı düşüncesi, olguları dönemlere indirgeyerek analiz etmeyi sever. Bu sadece pozitif ilimler için değil, sosyal ilimler için de geçerlidir. İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ, Yakınçağ vb gibi. Çağımız için çeşitli tanımlar ve öngörüler vardır. Bu tanımlardan birisi sanal çağ olması ve sanalın iktidarıdır. Şeytanların bol olduğu ve sahte ayetlerin havada uçtuğu bir çağdır bu çağ. Çağımızın en bariz özelliği günlük piyasada dillendirilen ve hiçbir süzgece tabi tutulmayan sözlerin toplum tarafından hızla kabul edilmesidir. Sanal çağ kavramının önemli bir özelliği, günlük yaşayan insanın kendini farklı kılabilmesi için olduğundan fazla materyale sahip olmasıdır: Sanal alemin türevleri olan Facebook, twitter, instagram, whatsap vb gibi… Yalan, bu çağın en önemli ana propaganda malzemesidir. Yalanın egemenliği, medya ve iktidar tarafından üretildiği için, çoğu kişi bunu bilmemektedir. Firavunun sarayında her zaman sihirli bir kutu bulunur. Hz. Musa'nın Allah'tan dilinin çözülmesi için dua etmesinin bir sebebi vardır. Yalan, doğmatizmin değişmez adresidir ve her daim göğünde fanatizmi besler. Aslında her türlü fanatizm de kurgusaldır. Bütün argümanlar inanılan şeyler için seferber edilir ve hakikat ile olan bağlantılar koparılır. Böylece hakikat gittikçe yetim kalır ve hakikatin ölümü de kaçılmaz olur. Dürüstlüğün, ahlakiliğin ve vicdanın ölümü kötünün yaygınlaşmasını sağlar. Bir toplumun erdemliliği, o toplumun gerçeğe olan şahitliğidir. Gerçeğe olan şahitliğin ölmesi, bir toplumun çürümesine neden olur. Şahitliği, tarafgirlik üzerinde inşa edilen bir toplumun helak olması da kaçınılmazdır. Şahitlik, toplumsal hayatta “ hayatidir” ve vazgeçilmez önemdedir. 2000'li yılların başlarında iletişimin, ulaşımın yaygınlaşması ile birlikte, görsel ve işitsel medya ile birlikte insanların başkalaştığını görüyoruz. Bir tarafta sahte tanrıların, törenlerin, liderlerin ve suni kutsalların ortaya çıktığı modern ulus devlet çağı, diğer tarafta her şeyin belirsizleştiği, normlardan arındırıldığı ve kaosun hegemonik bir güç olarak ortaya çıktığı ve popülist söylemlerin zirve yaptığı globalizm çağı. Bu iki çağ arasında en büyük yaranın hakikat ile kurulan ilişkinin aldığı bir gerçektir. Kutsal değerlerin öldüğü, hakikatin kütüphanelerde raflara konulup dondurulduğu ve sadece kazanma ve tüketme dürtülerinin kutsandığı bir çağ oldu bu çağ! Beyaz yalanların bolca kullanıldığı bir çağ oldu bu çağ. Yalanın sıradanlaştığı, vicdanın demode sayıldığı, ahlakın önemsizleştiği, verilen sözlerin yerine getirilmediği, yalancıların sırça köşklerde oturduğu, görüntünün ve gürültünün prim yaptığı, liderlerin ve sahte ilahların ön plana çıktığı; gerçeğin göreceleştirildiği, bilgi ile eylem arasında ilişkinin koparıldığı, iktidar ve kültür endüstrisinin üretmiş olduğu profili düşük insanların yüceltildiği bir çağ oldu bu çağ!... “Hakikat sonrası çağ” kavramını (post truth) ilk kullanan kişi Ralph Keyes'dir. R. Keyes'den önce Guy Debort'un “Gösteri Toplumu” kitabı, bu sanal dünyayı ifşa eden önemli bir çalışmaydı. Yalan söylemenin prim yaptığı bir dünyada gerçeği bilmek yetmez. Gerçeği söyleme ve onu gösterme erdemini ahlakilik temeli bir davranış olduğunu ileri süren kişi Ralph Keyes'tir. Sanal gerçeklik ile hakikat arasındaki kopuşu dile getirmesi önemli bir tesbitti. Bu çağın en önemli bir özelliği de gerçeği örtbas eden bir çağ olmasıdır. Aslında medeniyet literatürümüzde, “küfür” kavramı bu gerçeği nitelendirmektedir. “Küfür”ün kelime anlamı hakikati, örtmek, gizlemek, bir şeyin üstünü kapatmaktır. “Küfür”, bizim medeniyetimizde hakikati inkâr edenlere verilen bir sıfattır. Bir şeye inanıp veya inanmamak değildir. Bu çağ, İstatistiki verilerin, sanal anketlerin, popülist söylemlerin, hamasi duyguların ağır bastığı, kadim kutsalların öldürüldüğü veya ölüme terkedildiği ve yeni kutsalların üretildiği bir çağdır. Cahiliyetinin yeniden kendisini ürettiği bir çağdır bu çağ! Bilmediğini bilmeyene cahil denilmez, “Bildiğini bilen” insan kadar tehlikeli bir varlık yoktur. Bildiğini zanneden kişilerin bolca yaşadığı bir çağdır bu çağ! Bu çağ; küçük olanın büyüğe, asaletsiz olanın asaletliye , çocuğun anneye , aciz olanın güce, gücün adalete hükmettiği; kendine ait olmanın aykırı ve aykırı olmanın normal sayıldığı, niteliğin öldüğü ve niceliğin ön plana çıktığı, kadının erkekleşip ve erkeğin kadınlaştığı; karanlığın aydınlık olarak gösterildiği ve aydınlığın karanlık olarak mimlendiği; bilgi ile eylem arasındaki ilişkinin koparıldığı, ahlakın davranıştan arındırıldığı, bedenin kutsandığı ve ruhun sakil bir duruma düşürüldüğü bir çağdır bu çağ ! Biz yine medeniyet irfanımızın piri olan Derviş Yunus'un diliyle söyleyelim: “İlim ilim bilmektir YORUM YAZIN
|
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ 25 Kasım 2024 ÖLÜMCÜL KİMLİKLER ve ŞAHSİYETİN ÖLÜMÜ15 Ekim 2024 Asilzade Bir Kadının Hikayesi: Godiva Efsanesi22 Aralık 2023 Konaktan Barınağa Bir Yerel Yönetim Klasiği (!)29 Ekim 2023 Demokrasi İle Taçlandırılmış Bir Cumhuriyet
|