Konunun Müslümanların hareket fıkhıyla birebir ilgili olduğunu belirten Serdar Bülent Yılmaz, Müslümanların adalet ve özgürlük taleplerinin fıkhın konusu olduğunu söyledi. Allah Resulünün Mekke şirk toplumundaki mücadelesinin bir adalet ve özgürlük arayışı olduğunu kaydeden Yılmaz, “Peygamber bu mücadeleyi verirken bir takım sistem içi araçları da kullanmıştır himaye, panayır gibi. Ancak peygamberin bu araçları kullanması vahyi ilkeler çerçevesindeydi bu ölçüler dinin hükümlerinden taviz vermemek, müdahaneye düşmemekti. Bu yönüyle peygamberin bu metodu ıslah ekolünün mücadele fıkhını da tayin eder dedi. Son 150 yıllık sürecin adalet ve özgürlük talepleri, Müslümanların sorunlarının merkezini oluşturmuştur diyen Yılmaz, klasik dini toplumdan modern seküler devlet-toplum yapısına geçişle beraber İslam'ın hayatın bütün alanlarından dışlandığını söyledi. Yeni dönemle beraber önce bireyi şahsiyetinden kopararak vatandaş olarak tanımlayan bu yapı, kreş çağından ölene kadar zihin kodlarını örgün ya da yaygın bir eğitime tabi tutarak, ulusal sınırlar ve katı bürokratik bir hiyerarşiyle birey için modern bir zindan yarattı diyen Yılmaz, hal böyle iken Müslümanlar olarak adalet ve özgürlük taleplerimiz ne olmalıdır” dedi.
“Öncelikli talebimizin ulusalcı, oligarşik devletin katı bürokratik yapısının geriletilmesi olmalıdır” diyen Yılmaz, “Hukuk sisteminin daha adil işlemesini talep edebilmeliyiz. Klasik İslamcılıkta bu taleplerin itikadi bir sorunu olarak görülüyor. Oysa mevcut hukuksuzluklardan en çok Müslümanların canı yanıyor. Diğer bir özgürlük talebimiz de dini özgürlüklerimiz olmalıdır. Cemaat yapısının tüzel bir kişilik olarak kabul edilmesini, faiz sisteminin hayatımızın içinden çıkarılmasını, yaygınlaşan ahlaksızlık için yasal tedbirler alınmasını talep etmeliyiz ve özellikle seküler siyaset içindeki din dışılığa itirazlarımızı daha güçlü ifade edebilmeliyiz” şeklinde konuştu.
Yılmaz, “Bu taleplerimizi nasıl bir yöntemle pratiğe geçirebiliriz sorusunun cevabına geçmeden klasik tartışma olan İnkılabilik, Islah çizgisi ve sistem içilik ile sistem dışılık tartışmalarına değinelim. İnkılabi çizgi daha çok İran devriminden sonra benimsendi. Islah çizgisini işbirlikçilikle suçlayan sistem dışılığı neredeyse itikatlaştıran bir anlayışa sahip sistemin iyileştirilmesine dönük hiç bir şey talep etmez. Talep ederse bu sistemi meşrulaştırdığını düşünür. Bu anlayışta bir kaç sorun tespit ediliyor. Bu anlayış tüm sistemleri aynı görür tekdüze bir bakışa sahiptir. Mücadele denen şeyi hayatın dışında bir yerde konumlandırır ve Tevhidi birkaç ayete indirgeyip günlük hayatın dışında soyut bir alana hapseder. Son olarak negatif bir reddiyeci tutuma sahiptir” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, açıklamalarının devamında şu ifadelere yer verdi: “Sisteme müdahale iddiamız varsa kaçınılmaz olarak sisteme müdahil olmalıyız. Eylemler, mitingler, yayınlar, yazılar ile hükümet edenler üzerinde toplumsal bir baskı unsuru oluşturmalı, sorunlarımızı bir takım araçlarla gündemleştirmeliyiz. Talebimize uyan düzenlemeleri desteklemeli, sorunları tespit ederken alternatiflerini de sunmalı, yasalaştırma süreçlerinde daha aktif bulunmalıyız. Son olarak özgürlük ve adalet taleplerinin Tevhidin bir parçası olduğunu, kategorileştirme meseleleri anlamayı kolaylaştırmak içindir yoksa pratikte dinin alanlarını birbirinden bağımsızlaştırmak dini parçalamaktır. Özgürlük ve adalet mücadelesinin ıslah, davet ve şahitlik mücadelesinin rahminde büyüdüğünü onunla birlikte geliştiğini unutmamalıyız.”
Program yapılan karşılıklı soru-cevap faslından sonra sona erdi.