KİM KİMDİR FİRMA REHBERİ Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
21 Ağustos 2026 Cuma
°C

Dünya faiz artırırken Türkiye neden indiriyor?

TÜRKİYE faiz artırımı yaparken dünya ülkeleri faiz yükseltiyor. En son ABD'nin ardından para cenneti İsviçre faizleri artırdı. İsviçre bu kararla faizi 14 yılın zirvesine çıkardı. Türkiye Merkez Bankası ise bu hafta bir kez daha faiz indirimine gitti. Peki dünya enflasyon karşısında faiz artırırken biz neden düşürüyoruz? Onlar bizim bilmediğimiz neyi görüyor da faiz artırıyor? Herkesin kafasındaki bu soruya Koç Üniversitesi Profesörü Sevda Demiralp bir yazıyla yanıt verdi.

Dünya faiz artırırken Türkiye neden indiriyor?
23 EYLÜL 2022 CUMA 12:04
1
5311
0
AA aa

Dünya artan enflasyona karşı resesyon riskine rağmen son 40 yılda görülmemiş bir rotaya girdi. Sene başından beri yaklaşık 90 ülkenin merkez bankası faiz artışına gitti. En son ABD Merkez Bankası FED 75 baz puan faiz artırdı. Avrupa ülkelerinden İsviçre'de faiz artırımı kararı alan ülkeler kervanına katıldı. Dünyanın en büyük ekonomilerine sahip ülkeleri resesyon (durağanlık) riskine rağmen faiz artırımına giderken, Türkiye tam tersi yönde hareket ediyor. Patlayan enflasyona rağmen faizleri düşürüyor. Merkez Bankası bu hafta bir kez daha 100 baz puanlık bir faiz indirimine gitti. 

Tablo böyle olunca herkesin aklındaki soru aynı; Dünyanın geri kalanı “büyüme pahasına enflasyonla mücadele” tercihi yaparken, Türkiye “enflasyon pahasına büyüme”tercihi yaparak doğru yolda mı gidiyor? Böyle bir alternatif var mı? Onlar bizim bilmediğimiz neyi görüyor da faiz artırıyor?' Biz onların göremediği neyi görüyoruz da faiz indiriyoruz? 

BBC'nin manşetten verdiği yazı

Koç Üniversitesi öğretim üyesi ünlü ekonomi Profesörü Sevda Demiralp herkesin aklındaki sorulara yönelik bir yazıyla bugün gündemde. Prof. Dr. Sevda Demiralp'in kaleme aldığı yazıyı BBC Türkçe manşetten verildi. İşte Sevda Demiralp'in dikkat çeken o yazısı:

"Enflasyonla mücadele için bunca ülke faiz artırırken biz ısrarla faiz indirimlerine devam ediyorsak ve bunun sonucunda enflasyonumuz onlardan kat kat yukarıdaysa 'Nerede hata yaptık? Onlar bizim bilmediğimiz neyi görüyor da faiz artırıyor?' diye sormakta fayda var.
Bu sorulara en net cevabı Çarşamba günkü basın toplantısı sonrasında faiz artışının gerekçelerini anlatan FED Başkanı Jerome Powell veriyor.
Şöyle diyor Powell:

-“Yüksek faiz sonucu yavaşlayan büyüme ve zayıflayan istihdam piyasası, hizmet ettiğimiz halk için sıkıntılıdır. Ancak bu sıkıntı, fiyat istikrarı sağlamayı beceremeyip sonrasında tekrar çaba vermenin yaratacağı sıkıntı kadar büyük değildir.“


FED, sene başından beri yaptığı faiz artışlarının ekonomiyi yavaşlatma riskine karşı daha fazla faiz artışına gitmemek ve hatta bir an önce faiz indirimlerine başlamak konusunda piyasaların yoğun baskısı altında.
Powell'ın cevabı bu baskılara bir cevap niteliğinde. Bugün başladığımızı işi yarım bırakır fiyat istikrarını sağlayamazsak ileride daha büyük bir bedel öderiz diyor ve geri adım atmıyor. 

Türkiye yeterli sabrı göstermiyor mu?

Enflasyonu düşürme adına önce faiz artırımlarına gitmek, sonrasında gelen baskılar sonucu yeterli sabrı gösteremeyip yarı yolda faiz indirimlerine başlamak ve nihayetinde daha yüksek bir enflasyonla yüzleşmek bu topraklarda oldukça aşina olduğumuz bir kavram. Bugün geldiğimiz noktada ise artık usulen de olsa faiz artışı bile söz konusu değil.
Bizimle aynı gruba girebilecek ülkelerde ve hatta savaşın ortasındaki Rusya'da bile enflasyonun bizden 65-70 puan daha düşük olması da tesadüf değil. İşin acı tarafı, 2021 son çeyreğinden bu yana ekonomiyi desteklemek için faizler düşürülüp enflasyon 60 puan üzerinde artarken mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış işsizlik sadece 1 puan azalmış.
Çünkü bir taraftan verilen tüm destekler ve kaynak aktarımları ile ekonomi canlı tutulmaya çalışılırken diğer yandan enflasyon büyüme üzerinde daraltıcı etki yapıyor ve istihdamı aşağı çekiyor.

Herkes büyümek ister ama...

Herkes ister ki büyüme olsun, pasta büyüsün, herkesin pastadan aldığı dilim artsın. Ancak enflasyonu göz ardı edip enflasyonu dizginleyici politikalar uygulamazsanız bu dönüp dolaşıp ekonomik büyümeyi vuruyor. Enflasyonist ortamda büyüme olsa bile gelir dağılımı bozulduğu için dar gelirli kesimler bunu hissedemiyorlar. Pastadan aldıkları dilim büyümek şöyle dursun küçülüyor. Powell ve gıyabında enflasyonist baskıları bertaraf edebilmek için faiz artışına giden merkez bankalarının temel gerekçesi bu.

Merkez bankaları 2 şeye bakıyor

Merkez bankaları karar alırken iki maliyeti karşılaştırıyorlar. Bunlardan birincisi faiz artışının getirdiği maliyet. Faiz artışı borçlanma maliyetini artırmak suretiyle talebi yavaşlatır. Talepteki yavaşlama enflasyonist baskıları aşağı çeker. Öte yandan üretimdeki yavaşlama istihdam kaybına sebep olur ki Powell'ın bahsettiği sıkıntı da bu.  Ancak yine Powell'ın basın toplantısında bahsettiği gibi:

“Keşke enflasyonu düşürmenin acısız bir yolu olsaydı, ancak maalesef yok.”

Sıkı para politikasının maliyetini terazinin bir kefesine koyan merkez bankaları diğer kefeye ise sıkı para politikası uygulamayıp enflasyonun kontrolden çıkmasının yarattığı maliyeti koyuyorlar.  Çünkü nasıl ki faiz artırımı ekonomiyi yavaşlatıyorsa enflasyon da ekonomiyi yavaşlatıyor ve istihdam kaybı yaratıyor. Daha da önemlisi enflasyon sebebi ile gelen istihdam kaybı kalıcı oluyor.

Enflasyon mu büyüme mi?

Enflasyon, ekonomiyi boğarak ve kontrolsüz bir şekilde yavaşlatır. Alım gücünü eritir, halkı yoksullaştırarak talebi zayıflatır. Yavaşlayan üretim istihdam kaybını beraberinde getirir. Enflasyon sebebiyle  gelen zoraki yavaşlamanın,  faiz artırımı yolu ile gelen kontrollü yavaşlamadan önemli bir farkı vardır. Faiz artırmak sureti ile soğuyan ekonomi nihai olarak enflasyonu aşağı çeker.  Enflasyon sebebiyle yavaşlayan bir ekonomide ise enflasyon asılı kalır, kendi kendine düşmez.

Enflasyon nasıl düşürülebilir, müdahale edilmezse ne olur?

Yani her iki senaryoda da ekonomide bir yavaşlama kaçınılmaz iken aradaki temel fark “fiyat istikrarı” dır. Fiyat istikrarı getiren “kontrollü yavaşlama” merkez bankasının sürdürülebilir büyümeye vereceği en önemli katkıdır. Çünkü fiyat istikrarı düşük faiz ve makroekonomik istikrar getirir.  Kalıcı düşük faiz ve istikrar yatırım iştahındaki artışı, bu da potansiyel büyüme oranında ve istihdamda artışı destekler. Oysa enflasyon sebebiyle yavaşlamak zorunda bırakılan bir ekonomi üretim kapasitesinde benzer bir artış yaşayamaz. Bir başka deyişle, enflasyon sadece bugünkü büyümeyi vurmakla kalmaz, ülkenin ileriye yönelik olarak üretim ve istihdam artışı yaratacak imkanlarını da baltalar.
İşte bu sebeple sıkı para politikası ile enflasyonun önüne geçmek ve sıkı para politikasının maliyetine katlanmak 90 ülke tarafından “daha az maliyetli” bir çözüm olarak görüldüğü için tercih edilmektedir. 
Enflasyonu düşürmek merkez bankasının işidir. Merkez bankası en az maliyetli çözümü sunduktan sonra bu maliyeti kimin omuzlanacağı ise siyasi otoritenin kararıdır. İçinde yaşadığımız yüksek enflasyonla er ya da geç yüzleşeceğimiz gerçeğinden yola çıkarak ekonomik programlarını açıklayan muhalefet partilerinin transfer ödemelerine, işsizlik sigortasına, dolaylı vergilerin azaltılmasına dair planları sıkı para politikasının maliyetini düşürmesi açıdan özellikle kıymetli.

 

Kaynak: İnternethaber

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
20.08.2026
01:04
Bingöl`den bir Sadin Babo geçti
Bingöl'den bir Sadin Babo geçti
Bingöl'ün sevilen simalarından Sadin Babo, geride yüzlerce hatıra, sıcak bir tebessüm ve gönüllerde silinmeyecek bir iz bırakarak hayatını kaybetti. Mehmet Emin Barslan, Sadin Babo'nun ardından kaleme aldığı duygu yüklü yazısında, onun yalnızca bir insan değil, değişen Bingöl'ün hafızasında yaşayan bir değer olduğunu anlattı.
20.08.2026
01:02
Bingöl`e 190 okul bahçe görevlisi kontenjanı
Bingöl'e 190 okul bahçe görevlisi kontenjanı
Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde okulların güvenliğini artırmak amacıyla planlanan 30 bin okul bahçe görevlisinin illere göre kontenjanları belli oldu. Bingöl için 190 kişilik kontenjan ayrıldı. Görevlilerin yaklaşık 9 ay süreyle çalıştırılması ve ücretlerinin asgari ücret seviyesinde olması planlanıyor.
20.08.2026
01:00
Uçar:
Uçar: '100 yıl sonra tarihi bir fırsatla karşı karşıyayız'
Bingöl'de 'Barışın Sözünü Halkla Kuruyoruz' buluşmaları kapsamında yeni sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, yeni sürecin Türkiye'nin demokratikleşmesi ve kalıcı barış açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirtti. Meclis'teki çerçeve yasanın sürecin başlangıcı olarak değerlendirilmesi ve toplumsal desteğin güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Uçar, Türkiye'nin 100 yıl önce kaybettiği bir fırsatın yeniden ortaya çıktığını vurguladı.
20.08.2026
00:59
MEB`den yeni eğitim yılı genelgesi
MEB'den yeni eğitim yılı genelgesi
2026-2027 eğitim öğretim yılı 14 Eylül'de başlayacak. Millî Eğitim Bakanlığı'nın 81 ile gönderdiği genelgeyle okullarda cep telefonu kullanımından deneme sınavlarına, veli görüşmelerinden kayıt ücretlerine kadar birçok başlıkta yeni dönemde uygulanacak esaslar belirlendi. Bakanlık dışındaki deneme ve tarama sınavlarına okullarda izin verilmeyecek, veli görüşmeleri ise yalnızca Okul Randevu Sistemi üzerinden yapılacak.
20.08.2026
00:57
Bingöl-Muş yolunda kaza: 3 yaralı
Bingöl-Muş yolunda kaza: 3 yaralı
Bingöl-Muş karayolunun Kardeşler köyü mevkisinde iki aracın çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında 3 kişi yaralandı. Yaralılar, sağlık ekiplerinin olay yerindeki ilk müdahalesinin ardından Bingöl Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.
20.08.2026
00:53
Bingöl`de HİZMET-İŞ kongresi! Akdemir güven tazeledi
Bingöl'de HİZMET-İŞ kongresi! Akdemir güven tazeledi
HİZMET-İŞ Sendikası Bingöl Şubesi'nin 2. Olağan Genel Kurulu gerçekleştirildi. Genel kurulda Abdülmecit Akdemir yeniden şube başkanlığına seçilerek güven tazeledi. Kongrede çalışma hayatının sorunlarından taşeron işçilere, KİT'lerdeki kadro beklentisinden vergi adaletine ve 'Terörsüz Türkiye' hedefine kadar birçok başlık gündeme geldi.
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın