TARİH : 19 Ekim 2017 Perşembe 14:53:53 İLETİŞİM KÜNYE REKLAM MOBİLÜYE GİRİŞİ
MAHREM YAPILMAYA OPERASYON : FETÖ/PDY’nin askeri mahrem yapılanmasına yönelik Malatya merkezli ve Bingöl’ünde dahil edildiği operasyonda 7 muvazzaf asker gözaltına alındı. FIRTINA SERT VURDU! : Bingöl Karlıova İlçesi’nde 2 kişinin yaralandığı, birçok kurum ve evin kullanılmaz hale gediği fırtınanın faturasının yaklaşık 500 bin TL olduğu tespit edildi. ÜNİVERSİTE, BİNGÖL BALINA YOĞUNLAŞTI : Pilot Üniversiteler arasında yer alan Bingöl Üniversitesi, bal ve endemik bitkiler üzerine çalışmalarını yoğunlaştırdı. 9 KİLO ESRAR ELE GEÇİRİLDİ : Bingöl`de bir köyde operasyon düzenleyen jandarma ekipleri 9 kilo 100 gram esrar ile bir av tüfeği ele geçirdi. 2. DÖNEM AV SEZONU AÇILDI : Bingöl Avcılar ve atıcılar kulübü, 2017-2018 2’inci dönem av sezonunun açıldığını açıkladı. BAHÇE SAHİBİNDEN `GÖZ HAKKI SEPETİ` : Bingöl`de bir hayırsever, bahçesinin yanından geçenlerin yemeleri için bahçe çeperine astığı "göz hakkı sepeti"ne çeşit çeşit meyveler bırakıyor. İZİNSİZ EKİME 19 BİN TL CEZA : Bingöl Merkez Çayağzı Köyünde izinsiz çeltik ektiği belirlenen bir kişiye 19 bin 133 TL ceza kesildi. SÖZEN’DEN KÜÇÜKKAYA`YA TEPKİ : Anadolu Güvenlik Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Genel Başkanı Ziya Sözen, Gazeteci İsmail Küçükkaya`ya Bakan Fatma Betül Sayan Kaya hakkında ortaya attığı iddia nedeni ile tepki geldi. BESYO’NUN İLK PANELİ : Bingöl Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğrencileri, ‘Türkiye’de Spor Yönetimi ve Politikaların Mevcut Durumu Sorunlar ve Çözüm Önerileri’ isimli bilimsel panele katıldı. “MUHTARLAR KANAAT ÖNDERİDİR” : Bingöl Valisi Ali Mantı; “Söz sahibi, seçilmiş, özgür ve ihtiyar gibi anlamlara gelen muhtar kelimesi kendi kültürümüzün hem kanaat önderi olma hem de yönetim konuları için geliştirdiği bir kavramdır” dedi.
YATIRIM ORTAMI VE ZİHNİYET ARASINDAKİ İLİŞKİ
27-04-2017 17:42
631
0
YILMAZ EKİNCİ
Yazar : YILMAZ EKİNCİ
Email : yekinci07@hotmail.com
Toplam Makale : 29 Makale
Blog : Tüm Makaleleri İçin Tıklayın

Zihniyet ile yatırım arasındaki ilişkiyi  özetleyen  bir yaşam öyküsünü okumuştum. Hikaye şöyle idi: İki insan doğdukları şehirlerinde yaşama tutunabilmeleri için gurbet ellere çıkıyorlar. Çalışıyorlar, didiniyorlar, har vurup harcamadan kazandıklarını biriktirmeye başlıyorlar. Çalıştıkları ve doydukları memlekette yeterli bir sermaye birikimine sahip oluyorlar ve zamanla “doydukları” memlekette değil, “doğdukları” memleketlerine yatırım yapmaya karar veriyorlar. İkisi de memleketlerine geri dönüyorlar. Gerekli girişimlerde bulunuyorlar.

Birisinin hemşehrileri engel üzerine engel çıkarmaya çalışırlar. -“İşte falan kesimin oğlu, gitti esrar sattı, hırsızlık yaptı, her türlü pislik yaptı ve şimdi de geldi buraları da bozmaya çalışıyor..” Dedikodu üzerine dedikodu üretirler. Adam, doğduğu şehre yatırım yapmaktan vazgeçer, güney kıyılarına gider ve yatırımını orada yapar. İkinci adam ise memleketine gider, herkes , “aferin! İşte gitti, çalıştı, biriktirdi, kazandı ve kazandıklarını getirip doğduğu şehrine yatırım yapıyor… Fabrika kuracak, insanlar çalışacak, üretim artacak, başkaları da onun sayesinde ekmek kazanacak ve böylece şehrimiz de gelişecek.” diyerek işadamını cesaretlendirirler. Bu bir hikaye değil gerçektir. Bu illerden birisi  Kayseri’dir,  diğeri ise Muş ilimizdir. İki şehrin  yatırıma, sermayeye ve yatırımcılara  bakışları ortadadır.

Soruyorum: -“Yatırımcı nereye gider?”

Bilinen bir olgudur: Yatırımcı, her zaman ürkektir; güvenli, istikrarlı  ve kazancı bol olan ortamları sever.

İktisat, yatırım ve zihniyet arasında doğrudan bir ilişki vardır. Yatırımın ortamını belirleyen en önemli faktör yaşanabilir bir ortamın çekiciliği ve sürdürülebilir bir kazanma ortamının varlığıdır. KAZANÇ ile YAŞAM ikilisi birbirlerini besleyen şeylerdir.  Yaşamın çekiciliği, tüketim ve hazzı kamçılar ve bu iki unsur da üretimi  doğurur. Üretimin olması için yeraltı ve yerüstü kaynakların olması yetmez, bunu besleyecek, büyütecek “sosyal sermaye”nin de olması gerekir.

Sosyal sermaye ise güvendir, gelişmenin önündeki gayri yasal engellerin olmayışıdır,  yatırımın sürdürebilir oluşudur, istikrardır ve kazancın uygun yolda tüketilmesidir. Günümüzde bir ülkenin, bölgenin veya şehrin gelişmesi “sosyal sermaye” ile ancak mümkündür. Tek başına teşvikler, muafiyetler yeterli değildir. Zaten teşviklerin amacı; yatırımcıyı, yatırım ortamına çekmek için verilen sübvansiyonlardır.

 Sosyal sermaye ile toplumsal gelişme arasında doğrudan bir ilişki vardır. Özellikle İslam alemi ile Hıristiyan alemini  tarihsel açıdan mukayese ettiğimizde,  bu farklılıkları net bir biçimde görebilmekteyiz.

Hıristiyan aleminin  ortaçağlarda yerlerde sürünmesi, çalışma ve kazanç arasında zihniyet ilişkisinin sağlıklı kurulmadığından dolayı olduğunu görüyoruz. Ticaretin ve çalışmanın bireyi günaha sevk edeceği endişesi; insanları miskinliğe, kaderciliğe ittiğini görüyoruz. Cennetin bile kilise tarafından verilen senetle vaad edildiğini görüyoruz. Hıristiyan alemi, zamanla kiliseye karşı  dinde “reform” ile buna cevap vermeye başladı. Kanlı mezhep savaşlarından sonra” aydınlama” dönemiyle birlikte bu süreci tersine çevirdiler. Kazanmanın, çalışmanın günah olamayacağını, dinde “ reform” yaparak protestan ahlakını oluşturdular.  Max Weber’in “Protestan Ahlakı ve Kapitalizm Ruhu” kitabı bunu güzel özetler.

 İslam  ise hem bu dünyayı hem de öbür dünyayı emeğe dayalı kazanacağını- İnsanın ancak çalıştığı şeyin karşılığı vardır.-  olgusu doğrultusunda insanları teşvik ederek çalışmaya sevk ettiğini görüyoruz. Emeğin kutsallığı, çalışmanın ibadet olduğu,  kazanmanın ve infak etmenin sevap olduğu anlayışı; gelişmeyi, bayındırlığı, hoşgörüyü kamçılamıştır.  Bugün ise müslümanların geri kalması, tümüyle yanlış bir zihniyetin peşinden gitmelerinin bir sonucudur. Üretimden kopmaları, keramet ve evliya kültürlerini kutsamaları, şeyhlik kültürlerini yüceltmeleri ve etraflarında cereyan eden olay ve olgulara Emevi determisti açısından yaklaşmaları, müslümanların geri kalmasına sebebiyet vermiştir. İslam’a göre İnsanların  tercihte bulundukları ve değiştirebilecekleri şeyler “kader” değildir.  Kader kavramının bu kadar yanlış kullanımı “dini” değil tarihsel olarak “siyasi” yapıdan kaynaklandığını biliyoruz. “Yarın kıyametin kopacağını bile bilseniz ağaç ekin!”, “ Yoldaki taşın kaldırılmasını” bile sadaka olarak gören bir peygamberin ümmetinin bugün yerlerde sürünmesinin bir sebebi olsa gerek.

İnsanoğlunun yeryüzündeki serüvenine baktığımızda, 200.000 yıldır devam ettiğini görmekteyiz. Bizler ise onun ancak 2.000 yıllık tarihini (yazının icadı ) biliyoruz. Bugün  yerküreye baktığımızda, bazı bölgelerin geliştiği ve bazı bölgelerin gelişmediğini görüyoruz. Aynı zaman dilimi içinde yaşadığımız halde, neden bazı bölgelerin geliştiklerini ve neden bazı bölgelerin gelişmediklerine dair elimizde ciddi bulgular vardır.

“İhtiyaç ile gelişme” arasında eğer bir ilişki varsa,  neden bazı toplumlar gelişmiş ve neden bazıları da olduğu gibi kalakalmışlar ?” İhtiyaç  teorisi,  tek başına bu  sorulara cevap vermekten yetersiz kalmaktadır.  Daha farklı donelere ihtiyacımız vardır.

 O halde toplumsal organizasyon becerisi, yönetme içgüdüsü, bağımsız kalabilme ve ihtiyaçlarını giderme ve kazanma hırsı  vb.  etkenlerin bol olduğu  yerlerde, üretiminin geliştiği ve toplumsal  dayanışma ve refahın arttığını görüyoruz.

Şahsım olarak Bingöl iline bir yatırımcıyı yönlendirdim. Anlı şanlı işadamlarımız ; “Adamın kim olduğu, nereli olduğu, neden buralara geldiğini, amacının ne olduğu,  buraya gelip yatırım yapması durumunda bizim yatırımlarımızın engelleneceği ve teşviklerden faydalanamayacağımızı,” dillendirip durdular.  Daha doğrusu  bu kadarını beklemiyordum.  Ta olayı Sayın Cevdet Yılmaz Bey’e  kadar intikal ettiler. İyilikte, güzellikte rekabet etmek varken; kötülükte, çirkinlikte rekabet  etmeye bir türlü zihnim anlam veremedi.

Siyasetçilere, kamu yöneticilerine  diyeceğim odur ki;  bir toplumun üretim ve çalışma ile ilgili bağlantısını koparırsanız, o toplum çürümeye mahkum olur.  Müteahhit tipi toplumlar, üretmezler varolan pastadan pay kapmaya çalışırlar. (Önümüzdeki günlerde “müteahhit tipi toplum”u yazacağım. Bu kavramı Türkiye de ilk kullanan bir fani olarak, inşallah bunun kavramsal  açılımını yapacağım.)

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
BU MAKALE İÇİN SİZ NE DİYORSUNUZ ?
Adınız Soyadınız :
Email Adresiniz :
Başlık :
Güvenlik Kodu 550 karakter kaldı
GÖNDER
BİNGÖL DEPREME HAZIR MI? İLGİLİ KURUMLARIN ÇALIŞMALARINI YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ?
EVET
HAYIR
Ali Köseoğlku (MHP Eski İl Bşk.)
01.10.2014
Cenazesi defnedilmiş olup, taziyesi Selahattin Eyybubi Camii`nde kurulmuştur.
H.Sedri Karaarslan (Lokantacı)
30.09.2014
Cenazesi defnedilmiş olup, taziyesi Selim Atala Camii`nde kurulmuştur.
KAMİL KURULAY (26.08.2014)
-
Cenazesi defnedilmiş olup taziyeleri Yeşilyurt Mahallesi Fatih Camii`nde kabul edilmektedir.