TARİH : 19 Ekim 2017 Perşembe 14:43:44 İLETİŞİM KÜNYE REKLAM MOBİLÜYE GİRİŞİ
MAHREM YAPILMAYA OPERASYON : FETÖ/PDY’nin askeri mahrem yapılanmasına yönelik Malatya merkezli ve Bingöl’ünde dahil edildiği operasyonda 7 muvazzaf asker gözaltına alındı. FIRTINA SERT VURDU! : Bingöl Karlıova İlçesi’nde 2 kişinin yaralandığı, birçok kurum ve evin kullanılmaz hale gediği fırtınanın faturasının yaklaşık 500 bin TL olduğu tespit edildi. ÜNİVERSİTE, BİNGÖL BALINA YOĞUNLAŞTI : Pilot Üniversiteler arasında yer alan Bingöl Üniversitesi, bal ve endemik bitkiler üzerine çalışmalarını yoğunlaştırdı. 9 KİLO ESRAR ELE GEÇİRİLDİ : Bingöl`de bir köyde operasyon düzenleyen jandarma ekipleri 9 kilo 100 gram esrar ile bir av tüfeği ele geçirdi. 2. DÖNEM AV SEZONU AÇILDI : Bingöl Avcılar ve atıcılar kulübü, 2017-2018 2’inci dönem av sezonunun açıldığını açıkladı. BAHÇE SAHİBİNDEN `GÖZ HAKKI SEPETİ` : Bingöl`de bir hayırsever, bahçesinin yanından geçenlerin yemeleri için bahçe çeperine astığı "göz hakkı sepeti"ne çeşit çeşit meyveler bırakıyor. İZİNSİZ EKİME 19 BİN TL CEZA : Bingöl Merkez Çayağzı Köyünde izinsiz çeltik ektiği belirlenen bir kişiye 19 bin 133 TL ceza kesildi. SÖZEN’DEN KÜÇÜKKAYA`YA TEPKİ : Anadolu Güvenlik Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Genel Başkanı Ziya Sözen, Gazeteci İsmail Küçükkaya`ya Bakan Fatma Betül Sayan Kaya hakkında ortaya attığı iddia nedeni ile tepki geldi. BESYO’NUN İLK PANELİ : Bingöl Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğrencileri, ‘Türkiye’de Spor Yönetimi ve Politikaların Mevcut Durumu Sorunlar ve Çözüm Önerileri’ isimli bilimsel panele katıldı. “MUHTARLAR KANAAT ÖNDERİDİR” : Bingöl Valisi Ali Mantı; “Söz sahibi, seçilmiş, özgür ve ihtiyar gibi anlamlara gelen muhtar kelimesi kendi kültürümüzün hem kanaat önderi olma hem de yönetim konuları için geliştirdiği bir kavramdır” dedi.
DÜŞÜNMEZ MİSİNİZ!..
04-02-2016 00:44
2371
1
RAMAZAN TOKUŞ
Yazar : RAMAZAN TOKUŞ
Email : ramazan.tokus@gmail.com
Toplam Makale : 5 Makale
Blog : Tüm Makaleleri İçin Tıklayın

Merhaba dostlar,
Yoğunluğa gömülen bir telaşın ardından ferahlığı koklamak, yeni bir nefes kadar huzur veriyor insana. Ve hayatın yeni bir penceresini açarak aldığımız bu nefes, yazmaya, araştırmaya ve paylaşmaya sürüklüyor bizleri. Her yanımız ateş çemberi iken, söyleyecek bir çift sözümüz olduğunu düşünerek yazarlık defterinin yeni bir sayfasını çeviriyor ve “Ya Bismillah” diyerek startı veriyoruz.
Dünyadan ülkeye, oradan yerele uzanan ne varsa… Bazen acılarımızı, bazen sevinçlerimizi yoğuracağımız sayfalarda umuda ve aydınlık yarınlara olan hasretimizi ve güvenimizi aktarmaya çalışacağız inşallah. Hayırlara vesile olmasını ümit ediyorum. Yazılmasını düşündüğünüz konuları da ayrıca paylaşmanızı istirham ediyorum.
Haydi Bismillah…
DÜŞÜNMEZ MİSİNİZ!..
Yüce Allah Kuran-ı Kerim’de tam 74 ayette “Düşünmez misiniz!” diye seslendiği halde, acaba kaçımız oturup gerçek anlamda düşünüyoruz.
Son yıllarda etrafımızda olup bitenlere bir bakalım; her yerde ölüm (hem de ölümün türlü türlü en canice halleri), fitne, kan, siyasi kargaşalar, toplumsal yozlaşmalar, inançsızlık hastalığı, uyuşturucu, tecavüz, intihar ve cinsel bunalımlar, gençliğin zehirlenişi daha birçok insanlık dışı olaylar…
Peki, tüm bunlar olurken biz neler yapıyoruz? Ya beddua ederek vicdanımızı rahatlatmaya çalışıyoruz, Ya günahkâr halimizle oturduğumuz yerde basit bir dua ederek derman olduğumuzu sanıyoruz.
En kötüsü ise aynı evde, aynı sofrada ve aynı masada oturan aynı dine mensup, aynı kültürle yetişmiş, neredeyse her şeye beraber gülen beraber ağlayan insanlardan bir kısmı bir tarafa ağlarken diğeri o tarafın acısına gülebiliyor. Eskiden sadece farklı takım tutan aile bireyleri arasında olurdu bu. Kaldı ki o zamanlarda bile maç bittikten sonra, resesif olan taraf tepkilerini abartmamaya çalışırdı.
Acaba nedir bu durumun adı? Bu bir hastalık mı, bir iyileşme mi? nerden çıktı?
- FİTNE!... Evet, bu durumun adı tam olarak bu! İçimize atılan fitne ateşi bizi bu hale getirdi. Artık birbirimizi sevmiyor, güvenmiyor, düşünmüyor, umursamıyoruz. İnsanların ölümüne gülebiliyoruz, hatta biz de öldürebiliyoruz en canice şekilde… Zira o ölümlere sebep olmak ta destek olmak ta öldürmektir.
Acaba nasıl olabiliyor bu durum, aynı yerde yaşayıp aynı şekilde düşünen insanlar nasıl bu hale gelebiliyor?
- Aslında olay çok basit! Bir ilaç düşünün, piyasaya binlerce türünü sürüyorsunuz ve çeşitli vasıtalarla bunu ikna edeceğiniz herkese kullandırmaya çalışıyorsunuz, kullanan hastalanıp bu hastalığı yayıyor, bulaştırıyor bir salgın misali ve bulaşanlardan bünyesi zayıf olan teslim oluyor hastalığa, bünyesi güçlü olanlar etkilenmiyor.
Yani bu bozuk zihniyetimiz bir hastalık gibi yayılıyor aramızda, hastalanan başka görüyor dünyayı, hastalanmayan başka. Bu yüzden inançlarımız, duygularımız, düşüncelerimiz birbirine bu kadar zıt olabiliyor, bu düşünce farklılığını normal görenler olabilir ama aynı kişinin kısa süre içerisinde tam tersine dönmüş düşünce değişikliklerine ne demeli…
Şimdi asıl olay acaba bu hastalıktan kurtulmamız mümkün mü? Tabi ki mümkün, ancak öncelikle hastalandığımızı kabul etmemiz lazım yoksa ben deli değilim deyip herkese deli diyen deliler gibi ortada dolanırız. Yani herkes hasta ben sağlıklıyım diyene şifa olacak ilaç yok maalesef.
Bu kabulden sonra yapacağımız tek şey, tek ilaç, DÜŞÜNMEK. Gerisi zaten bizde var. Allah insana onu hayvanlardan farklı ve üstün kılan “AKLI” vermiş ve düşünün demiş defalarca peygamberi aracılığıyla tüm insanlara.
Sadece deneyelim; sorular soralım kendimize, ne düşüneceğimizi bulup düşünelim.
Örneğin;
Acaba neden artık günahlarımız vicdanımızı rahatsız etmiyor?
Düşünün! Kendi elimizle büyüttüğümüz çocuklarımız hiç sözümüzü dinlemiyor ve iyi evlat olmak gibi bir kaygıları yok bile… Neden?
Okuma yazma bilmeyen anne babalarımız bize her nasılsa Fatiha’yı, abdesti, namazı öğretirken, nasıl oluyor bu dindar ve okumuş neslin çocukları Fatiha bilmez, abdest bilmez, namaz bilmez oluyorlar? Acaba bu kimin oyunuydu, gençlerimizin üzerinde oynandı? Lütfen düşünelim.
Mesela sorun kendinize… İnandığınız dava hak ise neden kendi çocuklarımızı o davadan alıkoyup, başkalarının çocuklarını zorla katmaya çalışıyoruz önümüze?
Laf olsun diye değil, gerçek anlamda düşündük mü hiç?
Bizim Suriyeli kardeşlerimizin durumuna düştüğümüzü, çocuklarımızın dilendiğini, fuhuş için satıldığını ya da paramparça olmuş bedenlerini bırakıp kaçmak zorunda kaldığımızı, itibarımızın, bankalardaki paramızın, evlerimizin ve uçsuz bucaksız arazilerimizin fayda vermediği, kıymetinin sıfırlandığında ne yapacağımızı düşündük mü hiç?
Bizim ülkemizde vatanın adı şu olsun, resmi dili bu olsun diye insanlar ölürken, onlar adı ne olursa olsun, kime ait olursa olsun yeter ki bizi kabul eden bir vatan olsun derdindeyken acaba gerçekten düşünmüş müyüz biz ne yapıyoruz.
Dünyada bizim gibi bir topluluk daha var mıdır acaba; düşünün ölüme karşı olduğunu ölümle dile getiren, barışı savaşla isteyen, hakları uğruna savaştığını iddia ettiği halkı yine kendi öldüren, dilinin kaybolduğunu söyleyip kendi çocuklarına dilini öğretmeyen başka kaç topluluk var?
Uğruna kalp kırdığımız, kardeşlerimizle, dostlarımızla, komşularımızla, arkadaşlarımızla ters düştüğümüz ideolojiler ve siyasi partiler ne kadar samimi, kim gerçekten ne istiyor ve biz o kimler için neden birbirimize düşüyoruz, gerçekte bunlar kim için ve ne için mücadele ediyor, hiç düşündük mü?
Asıl şu soruyu soralım kendimize; fitne ateşi dünyayı böylesine sarmışken, sanal fitne aracı olan internetten dünya birbirine girerken ve efendimizin (sav) haber verdiği kıyametin tüm Alametleri tek tek gerçekleşirken, yarın Mehdi (as) deccalın (kanımca tek gözlü tarif edilen deccal, tek gözlü sembolüyle hayatımızın her yerine sirayet etmiş, izlediğimiz filmlerden çocuklarımızın izlediği çizgi filmlere, giydiğimiz kıyafetlerden yediğimiz yiyeceklere kadar her şeyimize sembolleriyle yerleşmiş farkında olmadan beraber yaşadığımız ve yarın bayrağını Hz. Mehdi’ye karşı açtığında o bayrağı tanıdık bilip, bizden bilip arkasından gitmemizi sağlamaya çalışan dünyanın en karanlık ve en derin gücüdür illuminati) ordusu karşılaştığında bizim gönül verdiğimiz, savunduğumuz, inandığımız o davaların liderleri, yöneticileri acaba kimin ordusunda yer alacaklar Hz. Mehdi’nin mi? Deccal’in mi?
Lütfen herkes kendine bu soruyu sorsun, biz kimin askeri olacağız? Desteklediğimiz liderler ve onların yaverleri kimin askeri olacak? Bu soruyu düşündükten sonra sanırım ertesi gün bu kirli senaryoların döndüğü ve uğruna kardeşin kardeşe düşman olduğu, kalplerimize kin ve nefretin yerleştirildiği, akrabadan, arkadaştan, dosttan, komşudan hatta Allahın rızasından uzaklaştıran bu yalancı, kokuşmuş inanışları bırakıp kardeşlerimize dostlarımıza en önemlisi Rabbimize yöneleceğimize ve tüm ideolojilerden önce sadece olmamız gerektiği gibi İYİ BİR İNSAN ve DÜŞÜNEN BİR İNSAN olacağımıza inanıyorum.
Hepinizi Allaha emanet ediyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
BU MAKALE İÇİN SİZ NE DİYORSUNUZ ?
Adınız Soyadınız :
Email Adresiniz :
Başlık :
Güvenlik Kodu 550 karakter kaldı
GÖNDER
BİNGÖL DEPREME HAZIR MI? İLGİLİ KURUMLARIN ÇALIŞMALARINI YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ?
EVET
HAYIR
Ali Köseoğlku (MHP Eski İl Bşk.)
01.10.2014
Cenazesi defnedilmiş olup, taziyesi Selahattin Eyybubi Camii`nde kurulmuştur.
H.Sedri Karaarslan (Lokantacı)
30.09.2014
Cenazesi defnedilmiş olup, taziyesi Selim Atala Camii`nde kurulmuştur.
KAMİL KURULAY (26.08.2014)
-
Cenazesi defnedilmiş olup taziyeleri Yeşilyurt Mahallesi Fatih Camii`nde kabul edilmektedir.