TARİH : 19 Ekim 2017 Perşembe 14:37:19 İLETİŞİM KÜNYE REKLAM MOBİLÜYE GİRİŞİ
MAHREM YAPILMAYA OPERASYON : FETÖ/PDY’nin askeri mahrem yapılanmasına yönelik Malatya merkezli ve Bingöl’ünde dahil edildiği operasyonda 7 muvazzaf asker gözaltına alındı. FIRTINA SERT VURDU! : Bingöl Karlıova İlçesi’nde 2 kişinin yaralandığı, birçok kurum ve evin kullanılmaz hale gediği fırtınanın faturasının yaklaşık 500 bin TL olduğu tespit edildi. ÜNİVERSİTE, BİNGÖL BALINA YOĞUNLAŞTI : Pilot Üniversiteler arasında yer alan Bingöl Üniversitesi, bal ve endemik bitkiler üzerine çalışmalarını yoğunlaştırdı. 9 KİLO ESRAR ELE GEÇİRİLDİ : Bingöl`de bir köyde operasyon düzenleyen jandarma ekipleri 9 kilo 100 gram esrar ile bir av tüfeği ele geçirdi. 2. DÖNEM AV SEZONU AÇILDI : Bingöl Avcılar ve atıcılar kulübü, 2017-2018 2’inci dönem av sezonunun açıldığını açıkladı. BAHÇE SAHİBİNDEN `GÖZ HAKKI SEPETİ` : Bingöl`de bir hayırsever, bahçesinin yanından geçenlerin yemeleri için bahçe çeperine astığı "göz hakkı sepeti"ne çeşit çeşit meyveler bırakıyor. İZİNSİZ EKİME 19 BİN TL CEZA : Bingöl Merkez Çayağzı Köyünde izinsiz çeltik ektiği belirlenen bir kişiye 19 bin 133 TL ceza kesildi. SÖZEN’DEN KÜÇÜKKAYA`YA TEPKİ : Anadolu Güvenlik Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Genel Başkanı Ziya Sözen, Gazeteci İsmail Küçükkaya`ya Bakan Fatma Betül Sayan Kaya hakkında ortaya attığı iddia nedeni ile tepki geldi. BESYO’NUN İLK PANELİ : Bingöl Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğrencileri, ‘Türkiye’de Spor Yönetimi ve Politikaların Mevcut Durumu Sorunlar ve Çözüm Önerileri’ isimli bilimsel panele katıldı. “MUHTARLAR KANAAT ÖNDERİDİR” : Bingöl Valisi Ali Mantı; “Söz sahibi, seçilmiş, özgür ve ihtiyar gibi anlamlara gelen muhtar kelimesi kendi kültürümüzün hem kanaat önderi olma hem de yönetim konuları için geliştirdiği bir kavramdır” dedi.
AMİDA’DAN SUR’A
22-04-2016 20:04
4578
0
HAKKI ÇİMEN
Yazar : HAKKI ÇİMEN
Email :
Toplam Makale : 15 Makale
Blog : Tüm Makaleleri İçin Tıklayın

 Der Spiegel Dergisi’nin 2015 yılındaki 42. sayısında Frank Thadeusz imzalı “Zuflucht der Gesetzlosen” adlı makalesini okuyunca Sur’da zehirlenen yaşamdan ötürü makaleyi sizlerle paylaşma gereği duydum.

F. Thadeusz bu makalede günümüzde Sur olarak bildiğimiz eski Diyarbakır’da (Amida) M.S. 560 yılında tarihe geçerek günümüze kadar aktarılan olağanüstü ve korkunç bir olaydan söz etmektedir. O zamanın Amida’sı günümüzün Diyarbakır´ı; daha doğrusu Diyarbakır surlarının içindeki Sur´u.

M.S. 560 yılında yaşananları, 1450 yıl sonra Erlangen-Nürnberg Üniversitesinden tıp tarihçisi Nadine Metzger araştırmış. Nadine Metzger, "History of Psychiatry" tıp dergisinde şu soruyu soruyor: “Kendisini köpek hissetme ve köpek gibi davranmanın anlamı nedir?”

Frank Thadeusz, Erlangen-Nürnberg Üniversitesinden tıp tarihçisi Nadine Metzger´in verdiği bilgilere dayanarak söz konusu olaydan önce çekirge sürülerinin tarlaları kemirdiğini; ardından Perslerin Amida’yı işgal ederek, erkekleri zindanlara tıktıklarını, kadınların ırzına geçtiklerini; deprem ve su baskınlarının artarda geldiğini ve tüm bunlarla birlikte veba salgının ortalığı kasıp kavurduğu bilgileriyle insan psikolojisini hasta yapmış olabilecek etmenleri sıralamakta ve dönemin iki bilgesinin yazılı olarak bıraktıklarından şu alıntıları vermektedir:

1. Efes (Ephesos) rahibi tarihçi Efesli Johannes´in yazdıklarından: “M.S. 560 yılında Amida’da insanlar dünyanın sonunun geldiğine inandılar. Tüm şehir halkı kollektiv olarak delirdi. Deliren insanlar havlayarak dört ayak üzerinde gelişigüzel yönlere koşuyorlardı. Ağızlarından salya akıyordu. Köpek gibi uluyarak birbirlerine saldıran ve birbirlerini ısıran bu düşkünler mezarlıkları işgal etmişlerdi."

2. Amida doğumlu olup Bizans kralı 1. Justinian´nın (M.S. 482 - 565) hekimi Aëtios’un, Amida´da insanların M.S. 560 yılında delirmeleri üzerine yazdıklarından: „Köpek olduğu sanrısına (hayal, çıldırma) kapılarak hastalanan insanlar gün ağarıncaya kadar mezarlıklarda gelişigüzel dolaşmaktaydılar. Ağızları ve gözyaşları kurumuş; bunların ciltleri soluk ve dilleri susuzluktan dışarı sarkmaktaydı. Bu delirenlerin en önemli ortak özelliklerinden biri de bacaklarındaki yanık izleriydi. Havlayıp uluyarak dört ayak üzerinde koşuşturmaları aklı başında olanların içini yakıyordu."  

Tıp tarihçisi Nadine Metzger´in araştırmalarından hareketle dönemin ünlü hekimi Aëtios’un, bu çaresizler için şu reçeteyi önerdiğini öğreniyoruz: „Köpek olduklarını sanma hastalığına tutulanlara diyet yaptırılır ve şifalı otlarla tütsülenen banyolara sokulurlarsa tekrar insan olduklarının farkına varacaklardır."

İyileştirme konusundaki önlemler hakkında Efesli rahip Johannes: “Amida´nın yöneticileri, ilkin bu hayvanlaşan insanları kiliselere sokarak yağlı ve güçlü yiyeceklerle beslediler. Ancak bunlar birbirlerine cinsel tacizde bulununca, bu defa da kendilerine kuru ekmek ve su verildi.”

N. Metzger’in yorumuna göre: “Bazı Antikçağ araştırmacıları, toplumda bu bulaşıcı karakter taşıyan çıldırmaların uzun yılların oluşturduğu baskı ve zulmün insanlarda meydana getirdiği travmalara bağlamaktadırlar. Bu insanların savaş ve tabiatın aynı anlarda getirdiği felaketler tarafından delirdiklerine inanmaktadırlar. Amida’da insanlar delirmeden kısa bir süre önce Perslerin tekrardan şehire saldıracaklarına dair sözler halk arasında ağızdan ağıza dolaşmaktaydı.”

Tıp tarihçisi Metzger´in kendi sorduğu, “Aşırı derece uzun süren açlık sonucu insanlar kaniballeşti mi?” sorusuna cevabı: “Amida´daki olayın bugünkü psikoloji bilimiyle açıklanamaz.” olduğunu belirterek; Amida’da insanların dönemin raporlarındaki kadar düşmüş olabileceklerine inanmamaktadır. Aşırı açlık ve korkudan psikolojisi hasta insanların etoburluktan ötürü köpeğe benzetilmiş olabileceği şeklinde yorumlamaktadır. Gerçekte Amidalıların gece mezarlıklara gitmeye cesaret etmediklerine, ancak o tarihte açlık ve korku sonucu akli dengelerini kaybetmişlerin kanunlara uymayarak anarşistleştiklerine ve geceleri mezarlıkları işgal etmiş olabileceklerine; açlık, veba salgını ve Pers tehdidinin oluşturduğu korkuyla hastalanan insanların, ölümün yaklaştığını düşünerek o zamanki sosyal hayata uymadıklarına; Efesli Johannes´in yorumuyla orgie, anarşi ve kaos ortamında inançlarına güvenlerinin kalmadığına vurgu yaparak olayı anlaşılır hale getirmeye çalışmaktadır.

Metzger, Efesli Johannes´e dayanarak, inancın insan yaşamında çok önemli olduğunun altını çizerek, inanmayanın boş çuval misali düşebileceğini söylemektedir. "Zuflucht der Gesetzlosen", Frank Thadeusz, Der Spiegel 42/2015, s. 116) 

Sur´da da iki ateş arasında Zaza, Kürt, Ermeni, Asuri ve diğer halklardan insanlar, telafisi zor maddi ve manevi çok zarar görmüş.

Tüm Ortadoğu halklarına beşiklik etmiş. 33 kültür ve 33 dilin beşiği Sur. Sur´u 21 Mart 2016 da TC Bakanlar Kurulu kamulaştırmış. Yani bu şu anlama geliyor, devlet ebu cedden bu yana orada doğup orada yaşayan insanları bir celsede oradan kovma kararı almış.

34 yıldır bir savaştır gidiyor. Çok ocak söndürüldü. Çok insan doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda bırakıldı. Yurdundan kovulan çok dil ve kültür zayıflatıldı. UNESCO’nun da tasdik ettiği üzere çok dil yok olma tehdidi altında. Tüm bunların sonucunda çok insanımızın psikolojisi hasta!

Bu nedenle şu soruları soranların sayısı gittikçe artıyor:

Hakikatten bir Türk-Kürt savaşı var mı?

Hakikatten 500 yıllık Kürt-Osmanlı-Türk ittifakı sona ermiş mi? Ya da Türk-Kürt ittifakı kurnaz bir başka kılıkla mı sürdürülüyor?

Yıllardır sürdürülen savaş, faşist alışkanlıklarıyla birlikte Türk devletini ömrünü uzatmanın kurnazca planlanan başka bir versiyonu mu?

Türk-Kürt savaşıyla hâlâ yerinde olan halkları ve bu halkların dillerini ve kültürlerini savaş süsü vererek ezip yok etmek mi?

Savaş havasıyla yapılanların, halklarımızın kültür ve dilleri için yakalamaya çalıştıkları Rönesans’ın kapılarını ebediyen kapatacak şekilde asimilasyonun iyice oturtulması işi mi?

Tekçi devletin, bu hedeflere ulaşmak için iç savaş ile halklarımızı korku cenderesinde sindirerek oyalamak mı?

Mevcut iktidarlar iç savaş çıkararak mı iktidar kalıyorlar? ...

Sur nitelik ve nicelik bakımından1456 yıl önceki Amida değil. Köprülerin altından nice sular akmış gitmiş. Halklar gelmiş, halklar gitmiş. İşgalciler gelmiş yakmış yıkmış ve gitmiş. Kültürler gelişmiş ve izini bırakarak kaybolup gitmiş. Hayatta kalanlar ve yeni gelenler onararak, zehirlenen yaşamı tekrardan yeşertmişler.

Yerleşim yeri olarak M.Ö. 7500 yılına tarihlenen Amida (bugünkü Diyarbakır, daha doğrusu Sur), birçok antik kentin yerinde yeller esmesine karşın yaşıyor.

Sur´u Sur yapan dört ay önceye kadar orada yaşayan insan dokusuydu. Sur 33 kültürden insanlarla yaşamalıdır.

Birbirimizi inkârdan, aşağılamaktan vazgeçerek, birbirimizi dillerimiz ve kültürlerimizle kabul ederek Sur´u normal statüsüne kavuşturabilir ve yaşatabiliriz.

Hakkı Çimen, Almanya

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
BU MAKALE İÇİN SİZ NE DİYORSUNUZ ?
Adınız Soyadınız :
Email Adresiniz :
Başlık :
Güvenlik Kodu 550 karakter kaldı
GÖNDER
BİNGÖL DEPREME HAZIR MI? İLGİLİ KURUMLARIN ÇALIŞMALARINI YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ?
EVET
HAYIR
Ali Köseoğlku (MHP Eski İl Bşk.)
01.10.2014
Cenazesi defnedilmiş olup, taziyesi Selahattin Eyybubi Camii`nde kurulmuştur.
H.Sedri Karaarslan (Lokantacı)
30.09.2014
Cenazesi defnedilmiş olup, taziyesi Selim Atala Camii`nde kurulmuştur.
KAMİL KURULAY (26.08.2014)
-
Cenazesi defnedilmiş olup taziyeleri Yeşilyurt Mahallesi Fatih Camii`nde kabul edilmektedir.