AİLE DEĞERLERİ İTİBARSIZLAŞTIRILIYOR

Bingöl Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı ve Genel Sekreteri Doç. Dr. Abdullah Taşkesen, bazı televizyon programlarının aile değerlerini itibarsızlaştırmaya çalıştığını söyledi.

Bingöl Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı ve Genel Sekreteri Taşkesen, toplumun büyük çoğunluğunun tepkisine neden olan bazı televizyon programlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Bu programlarla aile değerlerinin itibarsızlaştırmak istendiğini belirten Taşkesen, bunların yayınlanmaması için gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini vurguladı.

Taşkesen, "Televizyonlar ve bilişim teknolojisi toplumun değer yargıları üzerinde öncülük rolü oynayabiliyorlar. Eğer gelişmiş bir toplum ya da evrensel değerlere sahip olma yolunda zorluklar yaşıyorsak bu kültürel altyapıdaki eksiklikten dolayı aleyhimize dönebiliyor. Günümüzdeki bazı televizyon programları aile üzerinde bir çöküntü yaşatır, aileyi itibarsızlaştırırlar. Bununla birlikte değerlerin itibarsızlaştırılması söz konusudur. Değerler itibarsızlaşırsa dini duygu ve hassasiyetler erozyona uğrar. Sosyal hayatın her tarafında kadın itibarsızlaşır. Toplumun temel taşı olmak yerine bir meta olur. Kadın itibarsızlaştırıldığında evlilik ve bu evlilikte doğan çocuklar itibarsızlaştırılıyor. Bu da sosyal hayatta bizim yapımıza uymayan çok yıkıcı sonuçların çıkmasına vesile olabilir." dedi.

"MAGAZİN VE İZDİVAÇ PROGRAMLARI ÇEŞİTLİ OLUMSUZLUKLARA NEDEN OLUYOR"

Televizyon kanallarında yayınlanan bazı programların insanları yanlış yollara sevk ettiğini dile getiren Taşkesen, sözlerine şöyle devam etti:

"Televizyonlarda bilimin dışında bir alana hitap eden ve toplumun çok büyük bir kesiminin rağbet ettiği bir süreç var. Televole, magazin, izdivaç programları çeşitli olumsuzluklara neden oluyorlar. Televizyondaki herhangi bir dizi, program toplumun yararına bir değer üretiyorsa makbuldür. Toplumun değer yargılarını yıpratıyor, toplumu sıradanlaştırıyor ve toplumsal yapıyı itibarsızlaştırıyorsa sosyal problem olarak karşımıza çıkıyor. Bilimsel tartışmalar yapılabilir, hikmetle ilgili fikirler, beyanlar, diziler, belgeseller çekilebilir. Maalesef ülkemizde bunlar az ve yetersiz. Bunun da dostlukların, arkadaşlıkların itibarsızlaştığı, insanların birbirlerine güvenmediği, birbirlerine kuşkuyla baktığı bir süreci başlattığını görüyoruz."

"RTÜK`E BÜYÜK GÖREVLER DÜŞÜYOR"

Taşkesen, bu durumda Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna (RTÜK) büyük görevler düştüğüne dikkat çekerek, "Bu tip televizyon kanallarının topluma zararlı olduğu net bir şekilde ortaya çıkıyor. Tabi bunun çözümleri vardır. Burada hem hükümete hem de RTÜK`e büyük görevler düşüyor. Toplumun değer yargılarını göz ardı etmeye başladığınız an sosyal çözülme olur. Sosyal çözülme kaos, belirsizlik ve güvensizlik yaşanmasına vesile olur. Bunun ortadan kaldırılması için de toplumlar kendine has ve kendi özü olan değerlere bağlı kalmak zorundadırlar." ifadelerini kullandı.

"TELEVİZYONLARDA FAYDALI PROGRAMLAR YAPILMALI"

Eğitim, aile, inanç ve değerlerin muhafaza edilmesi gerektiğini belirten Taşkesen, "Televizyonlarda faydalı programlar yapılması gerekiyor. Ama maalesef uyuşturucu, alkol, sigara ya da döven, öldüren, mafya türü tiplerin yetişmesine öncülük yapılıyor. Küçük küçük yerlerde sigaranın çok zararlı olduğunu ifade ederiz ve ona ağır müeyyideler uygularız ama filmlerde öyle sahneler var ki sigara onun yanında çok masum kalıyor. Erdemli, eğitimli aileler onurlu, şahsiyetli, karakterli bir sosyal organizasyon oluşturmak zorunda. Eğitim, aile, mukaddesat ve değerler evrenseldir. Umumun buna sahip çıkması lazım. Her birimizin üzerimize düşen göreve bulunduğumuz mekân ve yeri göz önünde bulundurarak sahip çıkma zorunluluğu var." şeklinde konuştu. (İLKHA)